İKOCAN's profileihsancelepPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
April 30 sanırım birşey demeye gerek yokinsanlık sanırım bunları görmekte biraz zorlanıyor bir film değil dünyamızdan bir gerçek arkadaş güzel bir temaya değinmiş bende sayfamda yayınladım bunu insanlara ne kadar gösterir isek insanlar biraz daha makul bir seviye ye doğru kendilerini atmaya çalışırlar umarım 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN
EZİLMİŞLİĞİN SESİ BUGÜNDE YİNE EZİLEREK SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞIYOR
ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI ALAMADAN
HER AN İŞTEN ÇIKARTILMA KORKUSU İÇİNDE ÇALIŞARAK
SENDİKAL HAKLARINI BİLE DOĞRU DÜRÜST KULLANDIRILMADAN
SESİNİ KISIKTA OLSA DUYURAMADAN
SAĞLIK GÜVENCELERİ BİR TÜRLÜ DOĞRU DÜRÜST SAĞLANAMADAN
İŞ GÜVENLİĞİ BİR TÜRLÜ OLUŞMADAN
GREV VE LOKAVT HAKKI TAM VERİLMEDEN
AMACI ÜLKENİN REFAHI
AMACI EVİNE EKMEK PARASI AŞ GÖTÜRMEK
AMACI 1 GÜNDE OLSA HATIRLANMAK
AMACI ÇALIŞMA STANDARTINI YÜKSELTMEK
AMACI İŞ VE İŞÇİ SAĞLIĞI GÜVENCESİ
ÇOKMU İSTEMİŞ BENİM İŞÇİM EMEKÇİM April 28 ERKEK DEDİĞİNERKEK DEDİĞİN Seni elinin tersiyle degil avucunun iciyle kavrayacak.Bileceksin ki emin ellerdeyim, baskasi tutamaz elimi boyle.Rahat olacaksin yaninda,cok konusmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar dusunecek. Sen onu merak ettiginde kendisine hesap soruluyor havalarina girmeyecek. Senin inceligine karsi umursamaz sozler sarf etmeyecek. Adamin sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine cikarmayacak, sanki sen onun icin varmissin her ne zaman istese emrine amadeymissin, o ne yaparsa yapsin her istediginde yaninda elinin altinda olacakmissin triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiginde, sen ona kayitsiz sartsiz asikmissin gibi havalara girmeyecek.Erkek dedigin ilgi gordugunde ilgiyle,sevgi gordugunde sevgiyle karsilik verecek.Erkek dedigin,sen onun icin kendine baktiginda, sirf ona daha guzel gorunmek icin giyinip kusandiginda hicbir sey olmamis gibi davranmayacak. Ruhunu oksamasini bilecek.Romantik olacak kimi gun habersizce kucaginda ciceklerle cikip gelecek.Ozel gunleri unutmayi marifet sanmayacak. Kayitsiz olmayacak senin butun zerafetine karsi. Gercekten seven bir kadin sevgi ve ilgi bekler, erkegine verdigi askin karsiliginda kucuk bir tatli soz, kisa bir mesaj, bir cagri bile onu mutlu edebilir. Erkek dedigin butun bunlari cebinden para harciyormus gibi cimrilikle yapmayacak. Ben aranmayi, cok aramayi sevmem demeyecek. Her sey kendi istedigi gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi caninin istemesine baglamayacak her şeyi. Erkek dediginin, hissettigiyle yaptigi sey arasinda ucurum olmayacak.Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, baska seylerin arkasina gizlenmeyecek. Seviyorum deyip bir sonraki perdede kacmayacak, ozluyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek. Erkek dedigin askina sahip cikacak. Korkak olmaz erkek dedigin. Erkek dedigin iyi sevisecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an once su is bitse demeyecek. Asksiz yatmayacak yataga ve sen bunu bileceksin. Bir baba sefkatiyle seni alnindan optugunde bileceksin ki sevgisi gecici ve zayif degildir.Ve sevgiyle optugunde dudaklarindan bileceksin ki Opusun tek sebebi sehvet degildir. Erkek dedigin aldatmayacak. Aldatmak basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dedigin. Aldatiyorsa sevmiyor demektir.Erkek dedigin yakisikli olacak, cekici olacak ama bundan cok daha ote bir sey... Zeki olacak. Kadinin kucuk yalanlara,bahaneler e inanmayacagini, kendisini kendi gibi tanidigini bilecek.Kadinin zekasini kucumsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasini bilecek, o hamura kendisi katmasinida. Degerlerini bir anlik hevesler ugruna satmayacak. Namussuzlugunu, ahlaksizligini ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.Yan gozle hatun kesmeyecek, ustune sevgili edinmeyecek. Erkek dedigin once sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayir gelmez. Bir bakarsin ki yillar sonra bu adamla ne yataga sigiyorsun, ne topraga... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alip sevismesini de. Babaligini da bilecek, ana-babaya hurmet etmeyi, kadir kiymet bilmeyi, vefakarligi, fedakarligi. ..Erkek dedigin seni koruyacak, kusatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacagini bileceksin. Pisirik olmayacak erkek dedigin.Erkek dedigin erkek olacak guzelim. Seni sadece sen oldugun icin sevecek.Parayla pulla, kariyerle, gucle, kimin ne dedigiyle hareket etmeyecek. Hem sevgilin,hem arkadasin, hem dostun, hem baban, hem cocugun olacak,huzurla bagrina basacaksin. CAN DÜNDAR BAŞKA TÜRKİYE YOK ŞEHİT İN ANNESİ BUNU SÖYLÜYOR:
FEDA OLSUN , Anne Nazife Tuluk (48), "Onu askere elleri kınalı gönderdik. Kınalı geliyor" diyerek gözyaşlarına boğuldu. Baba Sadık Tuluk (52), "Bu vatana bir değil bin evladım feda olsun. Ben de orada savaşmaya hazırım" dedi.
AMA BİZLER HALEN SUSUYORUZ SESSİZLİĞE KARANLIGA BÜRÜNÜYORUZ
VATANSANA CANIM KURBAN
TAŞINA TOPRAĞINA KURBAN OLAYIM
O DERELERİNDEKİ AKAN SUYUNA
OVALARIMDAKİ ESENYELİNE KURBAN OLAYIM
O YEMYEŞİL ORMANLARINA KINAYAKAN ANALARIMA KURBAN OLAYIM
OTLAKLARINDA MELEYEN KUZULARINA
AÇMIŞ ÇİÇEKLERİNE KURBAN OLAYIM
SENİ BENDEN KOPARACAK ELLERİ KIRARIM
KEM GÖZLE BAKAN GÖZLERİ OYARIM
BU VATANIN BİR KARIŞINA KİN GÜDENİ MAHŞERDE BİLE YAKARIM
CANIM SANA KURBAN VATANIM
CANIM SANA KURBAN VATANIM
GEREKİRSE SON NEFER KALANA KADAR SAVAŞIR
YİNEDE VERMEM DÜŞMANA SENİ VATANIM
NAMUSDUR ŞEREFTİR ONURDUR SENİN BAYRAĞINI DALGALANDIRMAK
CANIM SANA KURBAN VATANIM,CANIM SANA KURBAN VATANIM
April 26 VİTAMİNLER A vitamini Enfeksiyonlara karşı direnci arttırır normal büyüme, üreme, kemik ve diş gelişimi, görme için gereklidir. Cildin tırnakların ve saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Diş ve dişetleri için büyük önem taşır .Kayısı,kuşkonmaz,maydanoz,ıspanak, havuç,kereviz, marul, portakal, erik, domates
D vitamini İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar .Balık yağı, balık, yumurta, tereyağı, karaciğer, et, sebzeler, güneş
E vitamini Antioksidan etkilidir. Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor Yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendirir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar .Buğday, tohumlu besinler, soya fasülyesi yağı, arı sütü, ceviz, marul, tere, kereviz, maydanoz, ıspanak, lahana, mısır yağı, mısır, yulafta
B1 vitamini Kasların ve sinir sisteminin faliyeti için gereklidir.Yetersizliğinde iştahsızlık, huzursuzluk, bellek zayıflığı ve dikkat azalması görülür.Buğday, kepek, bira mayası, taze sebze meyve, koyun eti, sığır eti, balık eti, yumurta, süt
B2 vitamini Eksikliğinde dilde kızarma, yanma hissi, ağız çevresi ve dudaklarda kızarma, tahriş, çatlaklar, gözlerde kaşıntı, yanma hissi, katarakt oluşumu, saçların dökülmesi, çocuklarda büyüme yavaşlaması, kilo kaybı, sindirim sorunları oluşur . Karaciğer, böbrek, buğday unu, patates, et, süt, yumurta, peynir, kepek, yeşil sebzeler, havuç, fındık, yer fıstığı, mercimek EVLATHani bugün gelecektin evlat söz vermiştin bana,babana,kardeşine,neşeye
Bugün tuhaf bir sessizlik var sanki heryerde bir hüzün zümresi
Rüzgar bile sessiz ve hüzünlü bugun evlat bilmem nedendir
Hiç böyle yapmazdın evlat sen bizi bekletmezdin böyle
Yüreğimde bir sancı,kalbimde bir acı var evlat bekletme artık gel
Sokaklar bugün sanki bayram yeri biliyormusun,bilmem buğün hangi gün
Evlerin camlarından bayraklar dalgalanıyor sanki bayram yeri
Dualar saçılıyor camlardan sessiz ve hüzünle bilmem bugün çok garip evlat
Uzaktan hüzünlü bir marş sesi, bir manga askerin ayak sesi geliyor matemli
Hani buğün gelecektin evlat bugün yeşimde geldi ama yüzü hiç gülmüyor
bilmem seni özledi herhalde uzaklara dalıp gidiyor sessiz ve hüzünle
darsokaklarda sanki haykırmak isteyen ama bir türlü sesini yükseltmeyen insanlar dolmuş
hepsi bayraklı hepsi hüzünlü hepsi gururlu bilmem nedendir evlat bilmem nedendir.
Bugün bahçemiz ne güzel her yer gül donatmışlar sanki senin geleceğini mahalleli biliyormu ne
sokaktaki her ev senin ismini yazmış senin resmini asmış evlat ne kadarda seviyorlarmış meğer
Duygulandım,ağlamak istedim ama bir türlü ağlamak gelmiyor içimden evlat
Yüreğimdeki acı yakıyor yakıyor kavuruyor ama ağlayamıyorum bilmem nedendir nedendir evlat
Hatırlarmısın giderken kına yakmıştım ve birden birşeyler mırındanmıştın korkutmuştun beni
"ŞEHİTLİK KINASI" yakıyorsun sanki demiştin bana yüreğimi cız ettirmiştinya işte yine o aklıma geldi
Halk bugün herzaman kinden daha suskun ama bir okadarda gururlu bilmem nedendir evlat
Bu suskunluğa bu kalabalığa bir anlam veremiyorum evlat bir anlam veremiyorum
Asker göründü,asker magrur,gururlu, ama bir o kadarda hüzünlü
Halk duygulanmış her kez ağlamaklı,yer gök ağlıyor sanki evlat bu nedir,nedendir
Dalgalı rüzgarlar sanki dualı sanki hüzünlü,hiç böyle olmazdı buralar evlat hiç böyle olmazdı
Askerlerin arkasında bir araba belirdi AL BAYRAKLI BİR ASKER YATIYOR İÇİNDE
Yüreğimi yaktın evlat
Yüreğimi yaktın canımı yaktın kurban olduğum evlat canım oğlum
canım evladım
vatan kurban sana yüreği akçe evladım
sen hiç böyle yaparmıydın
Bugün senin doğum günün dü
Şehit olmuş gelmişsin evlat
oğul akçe oğul canım evladım ŞEHİDİM canım canımın içi yüreğim sana nasıl dayanır
Yüreksizler nasıl sana kıydılar nasıl bu yiğide kıydılar
Sessiz yüreklere can olan evlat
Kalbimin aynası ocağımın diregi oğul
vatanı için şehit olan kınalı kuzum yüreği vatan aşkıyla yanıp tutuşan canım oğul
Sen bu vatan için şehit oldunya canım kurban sana oğul
bu vatanı canı pahasına koruyarak şehit düşmüş aziz mehmetciklerimize ithaf ediyorum ALLAH ORDUMUZU MİLLETİMİZİ VATANIMIZI düşmanlardan korusun
April 25 ŞEHİT VERMEYE DEVAM EDİYORUZ YİNE UYUMA TÜRKÜYE
UYUMA ÜLKEM BU VATAN İÇİN CANINI VERMİŞ ŞEHİDİN VAR
NAMUSUNU
ONURUNU
ŞEREFİNİ
KORUMAK İÇİN CANINI VERMİŞ BİR İNSAN İÇİN AGLA HAYKIR TERÖRÜ LANETLE YÜREĞİNİ ONUN YERİNE KOY Kİ
BU ÜLKE KOLAY KURULMADI MİLLET BU VATANIN HER KARIŞINDA BİR ŞEHİT YATAR UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN YÜREKLERE KİN VE NEFRET KOYMAYIN MİLLET BİZ TÜRK MİLLETİYİZ KÜRDÜYLE LAZIYLA ÇERKEZİYLE BU VATANI VATAN YAPAN TÜM UNSURLARIYLA BİR ULUSUZ
KORK BİZDEN TERÖR KORK BİZDEN USA,AB,RUSYA,ÇİN
ÇÜNKÜ SENİN KÖPEKLERİN SONUNDA LAİK OLDUKLARI CEHENNEME VARACAK
KORK BİZDEN
SENİ İNİNDE BOĞACAK BİNLERCE NEFER
KORK BİZDEN
CANIMIZLA KANIMIZLA BU VATANI VE BU VATANIN ŞANLI BAYRAĞINI KORUMAYI ANT İÇMİŞ CANLAR VAR
KORKAKLARA,KALLEŞLERE,ŞEREFSİZLERE BİR GÜN HESAP SORACAĞIZ
April 24 BU HAFTA SONU FUTBOLLValla bu hafta sonu futbolla yatıp futbolla kalkacağız sanırım bir GALATASARAY'lı olarak gönlüm maçı bizim takımın kazanması ama en önemlisi dostluğun kazanması vurdularla kırdılarla değil dostca arkadaşca kardeşce maç izlemeyi öğrenelim batının pis huylarından vaz geçelim artık onlara özene özene ne hallere geldik dost ve kardeş iki takım yanyana maçı izleyemiyor oysa eskiden ne güzelmiş beraber statda oturup maç izlerler ell ele kol kolada statdan çıkarlarmış
artık özentileri bırakalım kendi özümüze dönelim adam gibi maçımızı izleyelim busene olmasa gelecek sene futbol bu hayat nereye kadar giderse futbolda oraya kadar gider bir birimizi üzerek bu hayat gitmez şimdiden fenerbahçeye başarılar dilerim April 21 23 NİSAN KUTLU OLSUNsizi seviyorum ay ve yıldızlarBilmem bugün yalnızım karanlık,yıldızlar ve sessizlik
Uykusuz bir gece bugün ay yok yalnız bıraktı beni
Sessiz ve derinden esiyor sanki rüzgar karanlığı ürkütmeden
Umutsuz bir karanlık var karşımda yanlızlığa mahkum hüzünlü sanki bugün
Dün ne kadar güzeldi oysa bir yaz akşamıydı sanki ay ve yıldızlar ahenkli,
Sokak lambaları ise sanki fener alayı gibi rekli idi.
Bir masal mırıltısı gibi denizin sesi taa uzaktan ne güzel geliyordu.
Karanlık oğün sanki Sevinçli bir masal dünyası gibiydi.şimdi ise yalnızlıktayım
Daldım uzaklara ıssız karanlıklar diyarına yanlız ve sessizce
Bu hayatın karanlığında hep yanlızdım yada yalnız kalmiştim kimbilir
Tek dostum ay ve yıldızlardı sanki bir birimize garip garip bakıyorduk
Sanki yanlızlıklarını paylaşan dostlar gibi bir birimize bakıyorduk sessizce April 19 ESKİ MAHALLEMDEN GEÇERKEN YAŞADIĞIM DUYGUEski mahallemden geçerken o kadar duygulandım ki anlatamam çocukluğumda gezdiğim sokaklar ne kadar bomboştu cıvılcıvıl çocuklar yer yarılmışta yok olmuşlardı sanki yapılaşma allmış başını gitmiş o sokağın tozlu toprak yolunda oynadığımız oyunlar aklıma geldi ne güzel ne tatlı günlermiş meğer insan o günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor sanki hüzünlendim bir teyzeye gözüm ilişti ne kadar da yaşlanmıştı o tatlı güler yüzlü teyze ne kadar da bizi severdi yaşlanmış gözler görmüyordu yanına gitsem tanırmıydı acaba bilmem hiç yanına gidemedim dura kaldım oracıkta belki o günden sonra hiç göremiyecektim bilmem neden gidemedim belkide bıraktığım gibi bulmayı umuyordum tuhaf ama hiç birşey aynısı gibi değildi o top oynadığımız alan okul yapılmış saklambaç oynadığımız bina yıkılmış yerine büyük bir apartman yapılmıştı kekil amcanın bakkalının yerinde yeller esiyor yeni bir inşaat dikmeye uğraşan ameleler harıl harıl çalışıyordu o büyük park alanını kücültmüşler kültürmerkezi yapmışlar buruk bir sevinç diye bilirsiniz o zamanlar koskocaman bir park alanı vardı olsun dedim kendi kendime şimdi insanların bir kültürmerkezi vardı park küçültülmüş ama yinede parktı biraz daha iyileştirme yapmışlar ağaçlar oldukça görkemliydi
vaybe eski mahallem sanki yabancı biryere gelmişim gibiydi hiç tanıdık bir yüze rastlamamak ne tuhaftı o cocukluğumda oyunlar oynadığımız haşarılık yaptığımız birlikte okula gittiğimiz insanlar acaba nerelerdeydi
kimbilir hayat onları nasıl biryerlere sürüklemişti
insan sanırım böyle bir duyguyu zorda olsa tadıyor çok duygulandım ama elimde değil geriye bakıyorum da tatlı bir anılar yumağından geriye hiç birşey kalmamış April 15 BEKİR ALTAN DANgerçekleşmeyecek, düşlerinde ne zaman biriktiğini anlayamadığımız tortusu sarıyor, endüstrileşmenin hızına kapılan yargılarımız, seçimlerimiz bize nerede,nasıl tatil yapacağımızı nerede neyi hangi giysiyi giymemiz gerektiğini buyuran iletişim
boğunutusu altında eriyip gidiyor,artık herbirimiz yanıbaşımızdakinden iyice yalıtılmış kopmuşuz... arada bir sendeleyerek doğrulsak da elimize bir kitap alıp okumaya kalkışsak da yalnızlığımızın açıklamasını yapamıyoruz...!
süslü püslü kabristanların önünden geçiyorum, üstünde ince ot ve bitkilerin dalgalandığı çeşitli mermerle çevrilmiş beşiklere, yataklara benzetilmiş,hayat sonlarına bakıyorum
şimdilerde hiç bir şeyi umursamıyor,kendimi öyle bıraktım ki bulup kaldırana aşk olsun Akıl yaşta değil ZEKA'DABir insanı yaşıyla sınamayınız o sizi aldata bilir onun karakterine konuşmalarına düzenine sizle olan hitap şekline bakarsanız bu bence daha uygun olur bu günkü yüz yılda karşınızda bir abi yada abla kavramlarını kaldıra bilecek düşüncede zekada seviyede insan bulmak çok zor sanırım her geçen günde azalıyor sanırım nesli tükeniyor da diye biliriz insanların düşünce bazında neye ne zaman nasıl karar vere biliyor bilemiyorum ama saygınlığını yitirmiş bir insanın bu yüzyılda nerelere geldiğini çok gördüm
Karşımda bir anda vampir kesilmiş insanlar görmekten bıktığımı söylemek sanırım doğru olur o yüzden karşımda dürüst insanların olmasını istiyorum saygılı ve dürüst April 14 YALNIZLAR RIHTIMIAşkımı sonbaharlara sakladım, sessizce, bir kelebek misali
bugün düş sokaklarına adını yazdım hatırla diye,hatırlarmısın?
Unutma sakın unutma bitanem, yalnızca ben ve aşkımız.
bu akşam son olmasın neolur, yalnızlar rıhtımında.
Aynı kader gemisindeyiz sanki, sessizce gidiyoruz denizde
Sen parlayan bir yıldızsın ben ise bir ay ,yol alıyoruz birlikte,
İşte yanlızlar rıhtımı karşımızda buluşalımmı? bu limanda.
bu akşam son olmasın , doğmasın ne olur parlayan güneş
Parıldayan yakomozlar sanki hüznü hatırlatıyor,bak bu gece
Umut denizinde zavallı yalnızlıklar sanki dalga dalga geliyor,
Kaybolmuşcasına gidiyorum işte ben, karşımda koskoca bir deniz
bu akşam son olmasın yalnızlar rıhtımında
April 07 AŞK BAŞKADIRMESALA BİR GÜLÜŞ
BAZEN ANLAMLI BİR SÖZ BAZEN MİMİKLERİ BİTMEZ TÜKENMEZ RÜYALAR AKLINDAN HİÇ ÇIKARTAMAZSINYA HANİ O TATLIDIR HAREKETLERİ KONUŞTUKCA İÇİNDE HİSSEDERSİNYA HANİ BAZEN SESİNİ DUYMAK İHTİYACI BELİRİRYA DOKUNMAK İSTERSİN BİRDEN ONU GÖRMEK ONUNLA EL ELE TUTUŞMAK İSTERSİN GÖZLERİNDE ARARSIN YA KENDİNİ BİR SÖZ SÖYLEMESİNİ BEKLERSİNYA İŞTE O AN İÇİN CIZ EDERYA HAYKIRMAK İSTERSİN YA BİRDEN ANLATMAK İSTERSİNYA İÇİNDEKİ DUYGULARI BAZEN DÜĞÜMLENDİĞİ AN TIKANIRYA BOGAZIN SU GİBİ İÇMEK İSTERSİN YA SUSKUNLUĞU BOZMAK İÇİN SARILMAK İSTERSİNYA MUTLULUKTAN HEYECANDAN BİRŞEYLER SÖYLEMEYE ÇALIŞIRSINYA CANIM GÜLLERİ KOPARIP GÖNDERMEYE ÇALIŞIRSINYA HANİ ŞİMDİ AŞIKSIN FELAN DERLERYA EVET SANIRIM BUNUN ADI AŞK NOT: BULURSANIZ SÖYLEYİN April 05 polisin nasıl psikoloji bozulmasınGüvenlik dünyanın belki de en önemli ve pahalı konusudur. Güvenliğin olmadığı bir ortamda; sağlıktan, eğitimden, ulaşımdan, ticaretten, iletişimden ve her türlü sağlıklı ortamdan söz edilemez. Dolayısı ile güvenliğine önem vermeyen devletler yıkılmaya mahkumdur. Bir Güvenlik Görevlisi hayatı boyunca sadece rutin ve basit işleri yapsa, yeri geldiğinde bir büyük olaya müdahale ederek bazı insanların hayatlarını kurtarmış olsa; ömrü boyunca aldığı maaşı fazlasıyla hak eder. Bu sebeple güvenlik dünyanın en pahalı mesleğidir. Ülkemizde her türlü zor şart içerisinde özveri ile görev yapan Polis Teşkilatının çok büyük sorunları vardır. Sorunların var olduğu yetkili-yetkisiz herkes tarafından kabul edilmekte ve dile getirilmekte ise de maalesef sorunları çözme yolunda hiçbir adım atılmamaktadır. Ülkemizde İntihar oranı en yüksek meslek grubu maalesef Polis'lik mesleğidir. Sorunların çözümlenmemesi nedeniyle de son zamanlarda cinnet geçiren ve intihar eden Polislerin sayısı hız kesmeden artıyor. Kamuoyunda Polis teşkilatının sorunlarının genelde parasal olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır. Ancak sorunların büyük çoğunluğu parasal olmaktan çok uzaktır. Sorunların çözülmesine yol göstereceğine inandığımız bazı olumsuzluklar ve çözülmesi için atılması gereken adımların dile getirilmesi maksadı ile aşağıdaki metin hazırlanmıştır. Sorunlar belki tek taraflı olarak dile getirilmiş olabilir. Ancak çözüm konusunda bir kapı aralayacağını umarak tamamen hüsn-ü niyetle hareket edilmiştir. Aşağıda geçen konuların Üniversiteler ve diğer bilimsel kuruluşlarca “tarafsız” bir şekilde ele alınarak, polis teşkilatında görevli personele anketler düzenlenmesi ile aşağıda belirtilen sorunların var olup-olmadığı ve daha başka sorunların neler olduğunun daha kolay anlaşılabileceği düşünülmektedir. Önümüzdeki Nisan ayı içerisinde Polis Haftasının kutlanacak olması münasebeti yine yıldızlı sözler sarf edilerek, hiçbir sorun yokmuş gibi pembe tablolar çizilecek. Hafta'nın bitimi ile yine Polisler sorunlarıyla baş başa yaşamaya devam edecekler. Sorunların bir kısmını anlattığımız aşağıdaki metni lütfen dikkatlice okumanızı ve karanlığa bir mumda sizin yakmanızı bekliyoruz. 1) Ast-Üst ilişkileri Polis teşkilatında belki de en önemli sorun ast-üst ilişkilerinde yaşanmaktadır. Çünkü çalışma şart ve ortamlarının büyük bölümü amirlerce düzenlenmektedir. Dolayısı ile memurların sıkıntı duyduğu ve açmaza girdiği bir çok konuda amirlerin payı vardır. (Burada belirtilen Amir'den kasıt meslek içerisindeki Komiser Yardımcısından en üstteki Emniyet Genel Müdürüne kadar bütün rütbeleri ifade etmektedir.) Polis Koleji ve Akademisinde okuyan her amir adayının bilinç altına; bazen bilinçli, bazen de bilinçsiz olarak “sen amir olacaksın, sen üstün yaratıksın, memurlar sizlerin birer hizmetçiniz, siz olmadan memurlar bir hiç vb.” türünde yüklemeler yapılıyor. Bu kompleksle mezun olan amir takasınca sürekli astlara tepeden bakılması neticesi, bazen istemli bazen de istemsiz sürekli ezme taktiğine girilmesine yol açılmaktadır. Bu durum öylesine abartılmaktadır ki, amirlerin büyük çoğunluğu tarafından öncelik sırasına göre İNSANLIK-POLİSLİK-AMİRLİK şeklinde olması gereken sıralama, AMİRLİK-POLİSLİK-İNSANLIK şeklinde tam tersinden algılanmaktadır. Buna örnek verecek olursak; (Bu örnek meslekte çalışan hemen herkes tarafından şahit olunan bir durumdur) Akademiden mezun olan 22-23 yaşındaki bir komiser yardımcısına istemediği bir biçimde hitap edilmesi durumunda hemen tepki gösterir, ancak aynı amir kendisinin babası veya abisi yaşında bir memura adıyla hitap eder, isminin yanına bir “bey” kelimesini eklemeyi bile çok görür. Hatta davranışlarında, kendisinden daha fazla meslek tecrübesi olan memurlara (emekliliği gelmiş olsa bile) hiçbir şey bilmez muamelesi yaparak, mesleği yeniden öğretmeye çalışmaktan dahi çekinilmez. Bundan hareketle, bir memurun kültürü, eğitim durumu, sosyal yapısı, becerisi vb.'nin bir önemi yoktur. Anlayacağınız ister lisans mezunu olsun isterse de Doktora, üst tabaka tarafından önemsiz bir varlık gibi algılanır, bazen insan yerine bile konmaz. Polislik mesleği bu nedenle son yıllarda Teşkilat içerisinde tam anlamıyla bir amir mesleği haline getirilmiştir. Üst tabaka tarafından meslek içerisinde öylesine katı gruplar ve öylesine bir kast örgütü oluşturulmuştur ki, alt tabaka olarak görülen gruptan üst tabakaya geçmek neredeyse imkansızdır. Bu nedenle amirler arasında bile “Kolejli - Liseli - Özel Sınıf - Orta K'lı” gibi çok büyük gruplaşmalar oluşturulmuştur. Bu gruplaşmalarda; kendi grubuna mensup amirler arasındaki rütbe farkı ne olursa olsun birbirlerine “abi-kardeş” olarak hitap edilirken, diğerlerine “ötekiler” olarak bakılmaktadır. Özellikle Akademililer kendilerini “kurmay sınıf” olarak gördüklerinden, diğer gruplara mensup veya memur tabakasından hiç kimsenin yükselmesine iyi gözle bakmaz ve engellemek için de her türlü çareye başvurmaktan çekinmezler. Akademililer; son yıllarda üst yönetimi büyük ölçüde ele geçirmeleri sebebiyle meslek içerisindeki bütün kanun ve kuralların kendi istedikleri şekilde oluşmasını sağlamaktadırlar (örnek: A sınıfı Amir, B sınıfı Amir düzenlemesi). Memur tabakasından yükselen Orta K'lı amirlerin durumu ise tam bir polemiktir. Uygulanan sınav politikaları ile adaletsiz bir yükselme ortamı oluşturularak, gerçek manada bir seçim yapılmadan, çoğunlukla da ehil olmayan kimselerin yükselmeleri sağlanmaktadır (örnek; önceki yıllarda yazılı sınavlarda 100 üzerinden 38-40 puan alan kişilerin amir olması). Hakkaniyetli bir sınav sisteminin olmadığı kanısı teşkilatta yaygın bir kanıdır. Seçilen amirler ehil olsa bile Akademi mezunu amirlerce ehil olarak görülmediklerinden dışlanmaktadırlar. Bu kompleks kendilerini ispatlama çabasına yönlendirmekte, kendilerini ispatlamanın tek yolu da memurları kullanmak olarak görüldüğünden, bu yüklenme neticesi, yine ezilen memurlar olmaktadır. Bu sebeple Orta K'lı amirlerle içerisinden çıktığı memurlar arasında uçurum oluşması kaçınılmaz hale gelmektedir. Kanunlarda “Kanuna aykırı emir” ve “konusu suç teşkil eden emir” tanımlamaları vardır. Her ikisi de uygulanmaması gereken emirlerdir. Amir tabakası tarafından konusu suç teşkil eden emir pek verilmez. Ancak kanuna aykırı emirlerin ardı arkası yoktur. Bu meslekte herkes şahittir ki, Devletin maaşlı memurları ve Devletin araçlarınca üst tabakaya mensup kişilerin her türlü özel işleri titizlikle yerine getirilir (örnek; Elektrik - Su - Kredi kartı faturalarının yatırılması, Pazar eşyasının taşınması, çocuklarına okul servisi vb.). Bu konuda da hiç kimse emri yazılı isteme veya itiraz etme lüksüne sahip değildir. Amirler tarafından memurun çalışma saatleri içerisinde çoğunlukla ne iş yaptığının çok fazla önemi yoktur. Her ne olursa olsun evine geç giden memur çalışkan memur olarak algılanırken; Evine zamanında gitmek isteyen memur ise “ne kadar çalışkan olursa olsun” tembel-işten kaçan memur olarak görülür. Dolayısıyla çalışma saatleri amirin inisiyatifindedir ve bu kural hiçbir zaman değişmez. Yukarıda anlatılan ve bir çoğu da keyfilikler neticesi meydana gelen olumsuzluklara itiraz eden memura; amirlerce; saygısız, itaatsiz, tembel, uyumsuz vb. olarak bakılarak, sürekli ezilme ve rahatsız edilme politikası uygulanır. İtirazını artıranın zaten bu meslekte yaşama hakkı yoktur. Disiplin tüzüğü çoğunlukla amirler lehine hükümleri içerir bir tarzda düzenlendiğinden, bir kılıfına uydurularak harcamanın yollarına bakılır. Amirlerin elinde tehdit malzemesi olarak kullanabilecekleri o kadar çok materyal vardır ki, Disiplin tüzüğü, sicil notu, keyfi göreve gönderme ve yer değiştirme bunlara örnek verilebilir. O yüzden, ailesini ve ekmeğini düşünen bir memurun itiraz şansı hemen hemen hiç yoktur ve meslek içerisinde oluşturulan Amir sultasına boyun eğmek zorundadır. 2-) Polislerin özlük hakları ve çalışma şartları Polisler 657 sayılı DMK kapsamında kamu görevi yapan memurlardır. Maaş ve bir çok özlük hakları bu kanuna göre şekillenir. Ancak çalışma şartları bu kanun kapsamındaki diğer kamu görevlileriyle kıyaslanamayacak derecede farklıdır. Diğer kamu görevlileri düzenlenen belli mesai saatleri içerisinde ortalama günde en fazla (8) saat görev yaparken, polislerin çalışma saatleri çoğunlukla bu sürenin iki katına çıkar, en az çalıştığı gün (12) saat görev yapar. Diğer kamu görevlileri hafta sonu, dini ve resmi bayramlar-Yılbaşı ve diğer özel günlerde istirahat ederken, Polis teşkilatı bu günlerde; aksine güvenliği sağlamak için daha fazla çalışır. Dolayısıyla sosyal faaliyetler ve aile ilişkileri sürekli sekteye uğrar. Her memur kendisine tanınan Resmi Tatil hakkından yararlanırken; Polisler bu resmi tatillerde tatil yapmak isterse kendi senelik izinlerini harcayarak tatil yaparlar (O da tabi ki eğer üst makamlarca uygun görülürse). Polisin fazla çalışması karşılığınca maaşının içerisinde aldığı sabit-cüzi bir miktar fazla çalışma ücreti, çalıştığı süreyle mukayese edilemeyecek derecede haksızlık oluşturmaktadır. Diğer kamu kurumlarında görevli personelin aldığı fazla ödemeler bordrosuna yansımazken, polisin aldığı fazla ödemeler bordrosunda aldığı maaşın yekununu oluşturmaktadır. Dolayısıyla bordroda diğer memur ile birbirine yakın maaş alıyor olarak görünmesine karşın diğer kamu görevlisi çoğu zaman polis teşkilatından fazla maaş almaktadır (Örnek: Hastanelerde görev yapan kamu görevlilerinin döner sermayeden pay alması, Öğretmenlerin ek ders ücretleri, Maliye çalışanlarının Mali Tazminatları vb. gibi). Polislerin fazla çalışma ücretlerinin çalışılan süreler göz önüne alınarak saat hesabı ve hak ettiği şekilde ödenmesi durumunda, alınan maaşın 2-3 katı maaş alınabileceği gibi bir durum oluşmaktadır. Bu da ücret adaletsizliğinin en belirgin göstergesidir. Diğer kamu görevlileri (özellikle de askeri personel) emekli olduğunda aldıkları maaşlarda bir düşüş olmazken, uygulanan yanlış ücret politikaları nedeniyle polislerin maaşları emekli olduklarında yarıya kadar düşer. Hele emekli ikramiyelerindeki fark uçurum seviyesindedir. Diğer kamu görevlileri asli görevleri haricinde verilen başka görevlerden ek ödemeler alırken, polisler aynı yerde görevli olmasına karşın hiçbir zaman ek ödeme alamaz. (örnek ÖSS-AÖF-KPDS-KPSS vb. sınavlarda hem öğretmenler hem de polisler görev yapar, öğretmenlere bu görevleri karşılığında ücret ödenirken aynı yerde hem de öğretmenlerden daha fazla süre ile çalışan polislere hiçbir ödeme yapılmaz.) Normalde gelir getiren yerler olmaları ve diğer nedenlerle özel güvenlik görevlilerince ifa edilmesi gereken bir çok görev de polislere yüklenmiştir (Köprüler, bankalar, konserler, sergiler, yabancı ülkelere ait elçilikler-konsolosluklar, futbol maçları, bazı özel toplantılar vb.). Diğer kamu görevlileri gördükleri öğrenimin bir üstünü bitirmeleri durumunda birimlerinde şef veya müdürlüğe kadar yükselme şansları vardır. Ancak Polis Teşkilatında Doktora bile yapsanız yükselemezsiniz. Hatta Polis Memuru olarak Polis Eğitim kurumlarında Öğretim elemanı bile olamazsınız. Çok nadiren açılan Komiser Yardımcılığı sınavlarına 15-20 Bin kişi müracaat eder, alınacak sayı ise 150-200 kişiyi geçmez. 200-250.000 kişinin görev yaptığı bir teşkilatta bu sayı hiç denecek kadar azdır. Anlayacağınız Polis Memurları yükselemezler. Diğer kamu görevlileri haklarını aramak ve seslerini duyurmak maksadıyla sendikal faaliyette bulunabilmelerine karşın (ki bu durum Devletçe de teşvik edilmektedir), emniyet mensupları bunun hayalini bile kuramazlar. Bırakın Sendikayı Mevcut Polis Dernekleri dahi haksızlıkları dile getirecek durumda bile değildir. Örneğin Milli Eğitim de görevli personel Milli Eğitim Bakanını bile sendikaları vasıtasıyla eleştirme özgürlüğüne sahiptir. Ancak Emniyet teşkilatına mensup bir memur en yakın amirini bile eleştiremez. Diğer kamu görevlileri kendi memleketlerinde görev yapma şansına sahiptir. Çoğunun kendi memleketinde evi ve diğer menkul veya gayrı-menkul yatırımları olması nedeniyle kendilerine her zaman ikinci bir gelir alternatifi bulabilmekte, Hiç geliri olmasa bile en azından ev kirası veya yakınlarının maddi veya manevi destekleri konusunda bile avantajlı durumdadırlar. Polisler ise metropoller hariç hiçbir zaman kendi memleketinde görev yapamaz. Yakınlarının hastalık veya diğer sıkıntılarında dahi gidip-gelemez, ilgilenemezler. Yukarıda açıklananların ışığında en başta can güvenliği riski taşıyan ve her türlü hava şartı ve zorlukta görev yapan Polis Teşkilatının özlük ve diğer haklarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun kapsamındaki diğer memurlarla eşit olarak değerlendirilmesinin ne kadar adaletsiz bir uygulama olduğu meydana çıkmaktadır. 3-) Polis-Vatandaş ilişkileri Her insanın davranış şekli, kültürü, sosyal çevresi, eğitim durumu, psikolojik yapısı farklıdır. Bu nedenle doğası gereği insanla uğraşmak dünyanın en zor ve zahmetli işidir. Eğitimciler, Otobüs ve Taksi şoförleri, Sağlık Görevlileri ve bunlara benzer birebir insanla muhatap olunan meslekler gerçekten çok zor ve sıkıntılıdır. Polis ise sürekli ve kesintisiz olarak toplumun en sorunlu ve suç potansiyeli yüksek olan kitleleri ile muhatap olmak durumunda kalması nedeniyle çok daha zor ve meşakkatli, bir o kadar da fazla stresli bir meslek icra etmektedir. Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde bir Polise, normal görevinin yanında sağlık görevlisinin, taksi şoförünün, postacının veya itfaiyecinin yapması gereken işi yaptıramazsınız. Ancak ülkemizde polis, çoğu zaman bu saydığımız meslek mensuplarının görevlerini de yapar. Nasıl mı? Trafik kazası olur yaralılara çoğu zaman ilk müdahale eden polistir. Alkollü veya yardıma ihtiyacı olanların evine bırakılması görevini yaparak taksici olur, İtfaiye ile birlikte Yangına müdahale eder, tebliği gerektiren evrakları adreslere götürerek Postacılık yapar vs. vs. böylece zaten zor olan Polislik mesleği Türkiye'de kat be kat daha zordur. Yine gelişmiş ülkelerde suç ve suçluya ulaşılmada halkın duyarlılığı nedeniyle ihbar mekanizması %80'lere ulaşmaktayken, bizde tam tersi %30'ları ancak bulur. Bu nedenle ülkemizde suç ve suçluya yine Türk Polisinin kişisel gayretleri ve özverisi ile ulaşılır. Bu zor ve olumsuz şartlara rağmen suç ve suçluya ulaşma başarısı çoğu gelişmiş ülkelerin çok çok önündedir. Buna rağmen ne halk ne de yöneticilerinin nazarında çoğunlukla saygı ve takdir görmez. Hele karşısındakinin makamı, konumu veya maddi durumu iyi bir kimse ise “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” türünde sözlere bile muhatap olur. Haklı bile olsa çoğu zaman karşısındakinin konumu itibariyle haksız duruma düşer ve aşağılanır. Saydığımız sebeplerle stresin çok yoğun olarak yaşandığı bir ortamda Polisin de çok normal davranışlar sergilemesi beklenemez. İş yükü ve stresin etkisiyle çoğu zaman vatandaş ile gereksiz tartışmalara girilir ve zaten kötü olan Polis imajını ne yapılırsa yapılsın bir türlü düzeltilemez. Bu durum da bir kısır döngü içerisinde döner durur. 4-) Polis-Siyasetçi ilişkileri Emniyet Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları, Daire Başkanları ve İl Emniyet Müdürleri başta olmak üzere Polis Teşkilatını yöneten kadrolar; Hükümetler, Hükümetlere yakın siyasiler ve devleti yöneten diğer güçlü unsurlarca atanan kişilerden oluşmaları nedeniyle hiçbir zaman teşkilatın ilerlemesi ve gelişmesi için cesur adım atabilecek kişilerden oluşamaz. Çünkü atacakları her adım kendilerini atayan kişilerin menfaatlerine ters bir durum oluşturması halinde koltuklarını kaybetme riski ile karşı karşıya bırakabilmektedir (Örnek: Sabri UZUN, Hanifi AVCI). Bu nedenle durumun vahameti ne olursa olsun sessiz kalmaya mahkumdurlar. Teşkilat lehine veya aleyhine gelişmeler ne olursa olsun, dışarıdan konuyla alakalı veya değil teşkilat hakkında herkes fazlasıyla yorum-eleştiri yaparken, teşkilatı yönetenler sürekli sessiz kalırlar. Bu durum son yıllarda öyle bir hal almıştır ki, bu sessizlik nedeniyle teşkilatta çalışıp ta Genel Müdürünün kim olduğu dahi bilmeyen memurlar vardır. Teşkilatın sorunlarını bildiklerini iddia eden siyasilerin büyük çoğunluğu muhalefette oldukları sürede sırf oy kaygısı uğruna Polise sahip çıkıyormuş gibi görünmekte, iktidara geldiklerinde ise görmezden gelmektedirler. Meslek içerisinden yükselen siyasetçiler bile teşkilat hakkında nutuklar atmakta, ancak daha sonra teşkilatı görmezden gelmektedir. Hatta bu ülkede kendi kaprisleri uğruna Polisleri azarlayan hatta ve hatta dayak atan siyasiler bile görülmektedir. Hükümette hangi parti olursa olsun; Sorunlar yumağı haline gelen Teşkilata sahip çıkması gereken İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce, klişeleşmiş ve teşkilatta çalışan herkesin nefretini kazanan “Teşkilatın sorunlarını biliyoruz, çalışmalarımız sürmekte” türünde hiç kimsenin inanmadığı ve bıktığı sözler sarf edilmekte, ama nedense yıllardır bu “çalışmalar” bir türlü bitirilememektedir. Basın tarafından arada bir “Polise Zam” türünde bazı açıklamalar yapılır, ama her nedense diğer kamu kuruluşlarının “Polise zam veriliyor da bize neden verilmiyor” türündeki siyasilere yönelik kulisleri ve baskıları neticesi, hep sözde “Polise Zam” yapılır, fakat Polisin cebine bir şey girmez. Bu nedenle de kamuoyunda Polisin her zaman büyük zamlar aldığı ve çok büyük miktarlarda maaş aldığını zannedilmektedir. Bazı zamanlarda siyasilerin teşkilata yaptıkları müdahaleler ayrıca haksızlıkları artırmakta ve meslek mensuplarının mesleğe küsmelerine ortam oluşturmaktadır. Örneğin; Emekliliği geldiği halde şark görevine gitmeyen personel, Amirlik ve diğer mesleki sınavlarda yapılan adam kayırma operasyonları, Tayin ve atamalarda yapılan tavassutlar-kayırmalar vb. 5-) Askerlik sorunu Polislik mesleği aktif silahlı olarak ülke güvenliği için ifa edilen profesyonel bir meslek olması nedeniyle gelişmiş ülkelerde bu meslek mensuplarına ayrıca bir askerlik görevi yaptırılmamaktadır. Ancak ülkemizde “vatan hizmeti olup, herkes eşittir, herkes askerlik yapacaktır” mantığıyla meslek mensuplarına askerlik yaptırılmaktadır. Ancak ne acıdır ki aynı durumda ve eşit statüde olması gereken Askeri personel ise “vatan hizmeti” adına görevlerinden ayrılarak sıradan askerlik görevini yapmamaları; savunulan bu mantığı çelişkiye düşürmektedir. Zaten yeri geldiğinde bu ülkenin güvenliği adına şehitler veren ve çok zor şartlar altında görev yapan Polis teşkilatı mensuplarının çoğunluğu evli, çoluk-çoçuğu olan ve bir çoğunun da maddi çıkmazları olması nedeniyle ayrıca bir askerlik görevi ile mağduriyetleri kat be kat artmaktadır. Çoğunluğu branşında uzmanlaşan Polisler; askerde olduğu süre içerisinde verimden düşmekte, branşındaki yeni gelişmelerden uzaklaşmakta, dolayısı ile kendisine güç şartlarda yapılan yatırım sekteye uğramaktadır. Polis sayısının yetersiz olduğu ülkemizde bir de askerlik görevi ile mevcut sayı daha da azalmakta, askere giden personel ise sivil hayatta devletin kolu olarak müdahale ettiği art niyetli kişiler ve Polis Teşkilatına alerjisi olan bazı kişilerle aynı ortamı paylaşmakta ve “sırf polis olmaları nedeniyle” çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. 6-) Sorunların çözülebilmesi için atılması gereken adımlar 1- Polis Teşkilatının 657 sayılı DMK'dan çıkarılarak ayrı bir personel kanununa bağlanması, 2- Üniversite ve diğer bilimsel kuruluşlarla işbirliği yapılarak gelişmiş ülkelerdeki Polis Teşkilatları incelenip, Teşkilatı her türlü siyasi baskıdan arındırarak; sağlıklı bir yönetim ve çalışma sisteminin oluşturulmasının sağlanması, 3- 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu; tek bir başlık altında günün şart ve gerekleri de düşünülerek görev tanımları ve yetkilerinin daha sağlıklı olarak ele alındığı tek bir kanunda yeniden düzenlenmesi, 4- Jandarma Teşkilatının Polis Teşkilatı ile birleştirilmesi, dolayısı ile kaynakların birleştirilerek; tek ve hem personel hem de araç gereç bakımından yeni güçlü bir iç güvenlik teşkilatının oluşturulması, 5- Polis Teşkilatını yöneten yüksek rütbedeki kadroların meslek içerisinden belli şart, seçim ve temayül ile belli süreler için atanması, 6- Tam bir branşlaşma ile uzmanlaşmanın sağlanması, 7- Çalışma saatlerin hiç kimsenin inisiyatifine bırakılmadan belli saatler çerçevesinde düzenlenmesi, 8- Fazladan çalışılan her saat görev için ayrıca mesai ödenmesi, 9- Disiplin mevzuatının hakkaniyet ve insan hakları ölçüsünde yeniden düzenlenmesi. 10- Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Polis Akademisinin kaldırılarak, açık olarak liyakat tanımının ne olduğu ortaya konulmak sureti ile yükselmenin ehil ve adil olma ölçüsünde meslek içerisinde yapılması, 11- Rütbeler arasındaki yükselmenin zorlaştırılması, hatta mesleği kötüye kullanan ve suç işleyenlerin rütbelerinin geri alınması, 12- Polis Amiri ve Memuru yetiştiren okullarda mesleki ve insani etik kuralları ağırlıklı olarak eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi, 13- Askerlik sorununa makul bir çözüm bulunması, 14- Ast-Üst ilişkilerinde keyfi muameleleri ve devlet imkanlarının kişisel kullanımını önleyecek tedbirlerin alınması, bu amaçla bir denetim mekanizmasının geliştirilmesi, 15- Bir çok gelişmiş ülkede olduğu gibi Polisin Sendikal faaliyetlerine müsaade edilmesi, müsaade edilemiyorsa; en azından hakkını arayabileceği ve sesini duyurabileceği bir sistemin geliştirilmesi, 16- Emekli Polislerin maaş ve sosyal durumlarının düzeltilmesi, 17- Görev yapan personelin yaşadığı stres nedeniyle Psikolojik tedavi alması durumunda karşılaştığı; görev yapmasını engelleyen düzenlemelerin kaldırılması ve Psikolojik desteğin önünün açılarak yaygınlaştırılması gereklidir. Erçin Kocadağ/Polis Memuru April 04 POLİS HAFTASI KUTLU OLSUNİLK POLİS TEŞKİLATININ KURULUŞU (10 Nisan 1845)
1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından önemli bir noktadır. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen teşkilat; 10 Nisan 1845 (12 Rebiü�l Evvel 1261)�den itibaren polis adı altında hayata geçmiş ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir. Yeniçerinin ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri eskisiyle kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla ilk defa 10 Nisan 1845�te İstanbul�da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazı ile bildirilmiştir. Bu nizamnamede polis teşkilatının kuruluş amacı, belde güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir. Bu çalışmalara rağmen, karışıklık devam etmiş, İstanbul�da polis hizmeti; Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını taşıyan teşkilatlar tarafından yürütülmüştür. Taşrada ise güvenlik hizmetleri, Sipahilerden oluşan zaptiyelerle ve Asakir-i Mansure alaylarıyla yürütülmüştür. VATANIN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ ÜLKENİN HUZUR VE GÜVENLİĞİNİ CANI PAHASINA KORUYAN POLİSLERİMİZİN HAFTASINI KUTLAR AZİZ ŞEHİTLERİMİZE ALLAHTAN RAHMET DİLERİM
April 02 GİTGünah belki yarım kalmış yüreğinde kahrettin beni ,terkette gitt
Nefretin kor olmuş bedenine yakıpta git
Zehrin şimdi damarlarında acımasızca dolaşıyor bırakta git
Umutsuz bir yarın vaatleriyle terkedip git
Korkular yüreğimde hüzünler yüreğimde acılar yüreğimde sensiz kaldım git
Bıraktığın günahınla,nefretinle,sevğisizliğinle git
Solmuş yüzüme,aglayan gözlerime baka baka git
Birteselliyi çok görerek git,acımadan kalbime hançer vurarak git
Bir gülüşe hasret bırakarak,karanlığa hapsederek git
Uykularımdaki senle,o mutlu günlerle vijdanınla git
Git birdaha dönmeden git arkada bıraktığın günahsıza rağmen git
Seni delicesine sevdiğimi bile bile git
hayat hep birileriniz acımasızlığıyla geçiyor yanlız kalamıyorsun ama yanlız bırakılıyorsun tuhaf bir dünya ama hayat devam ediyor sevmek güzel ama sevdiğini karşındaki insana anlatmak biraz zor yada karşındaki insan senin sevgine ne kadar bağlı yada ne kadar iyi yaklaşıyor işte orası önemli hayat garip ve bir o kadar da acımasız gülerken birden ağlarsın ya ağlarken birden gülermisin biraz zor ama mümkün de değil umarım insanlar hep güler bu acımasız dünyada gülmeye ve sevmeye o kadar ihtiyacımız varki |
|
|