İKOCAN's profileihsancelepPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 30

    BABAMIN KARNESİ

    Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
    -"Getir bakayım şu karneyi!"
    -"Al baba..."
    Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
    -"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
    -"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

    ÜFYAAAAAAAA

    ÜFYA NE KADAR SIKICI YAZILAR YAZILMAYA BAŞLADI BURAYA DEMEYE BAŞLADINIZ SANIRIM AMA BUNLAR BİRAZ GERÇEKLER LÜTFEN SIKILMAYINIZ DİYELİM KEYİFLENELİM

    HAVA SICAKLIKLARINA DİKKAT

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınma nedeniyle artması beklenen sıcaklıkla havadaki nem oranının da daha fazla olacağı uyarısında bulunarak, “Havadaki nem oranına ve sıcaklığa bağlı olarak bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle mümkün olduğunca sıvı alımının artması gerekiyor. En önemli şeylerin başında su geliyor” dedi.

    Vücudun terlemeyle birlikte su, tuz ve diğer mineralleri de kaybettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, vücudun elektrolit dengesinin sıvı alarak korunması gerektiğini kaydetti.

    Yaz sıcaklığına maruz kalınmaması için öğle saatlerinde dışarı çıkılmaması uyarısında bulunulduğunu anımsatan Prof. Dr. Erdem, “Şimdi artık küresel ısınmanın etkisi, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle yaz aylarında gün içerisinde 11.00’den 16.00’ya kadar güneşte dolaşılmamalı. Dışarı çıkılmışsa mutlaka bir şemsiye altında durulmalı” diye konuştu.

    Vücudun hava sirkülasyonunun sağlanması için açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, rahat ayakkabı kullanmanın kişiyi yormaması için önemli olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Erdem, yaşlı ve hamilelerin yaz sıcaklarında daha dikkatli olmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

    May 28

    ankara suyuna kavuştu hadi hayırlısı

    ÖNCEDEN HABER VERMEDİM, ÇÜNKÜ...
    Bu durumu önceden duyurmaları halinde, bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partilerin toplantılar düzenleyerek, ishal vakaları görüldüğü yönünde açıklamalarda bulunacağını öne süren Gökçek, “Bunu bozduğum için çok mutluyum. Hepimize afiyet olsun” dedi.

    HALKTAN ÖZÜR DİLİYORUM
    Belediye Başkanı Gökçek, “Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum” diye konuştu.

    KİRLİ SUYU VERMEK İÇİN HAİN OLMAK LAZIM
    Kendisinin de 21 gündür Kızılırmak suyunu içtiğini beliran Gökçek, “Bir belediye başkanının vatandaşa sağlıksız suyu vermesi için hain olması lazım” dedi.

    BİR BAŞHEKİMİ ARADIM, İSHAL VAKALARI NORMAL
    Gökçek, Kesikköprü’den verilen suyun çeşitli noktalardan alınan analizlerinin yapıldığını ve herhangi bir sağlık sorunu yaratacak bir bulguya rastlanmadığını kaydetti.

    Bu sabah Ankara’nın en büyük hastanelerinden birinin başhekimini arayarak ishal vakalarında geçen yıla oranla artış olup olmadığına ilişkin bilgi istediğini bildiren Gökçek, en ufak bir artış yaşanmadığını öğrendiklerini söyledi.

    HARMANLADIK, LEZZETİNDE FARK YOK
    Kesikköprü’den verilen suyun sülfat oranının, hiçbir zaman sağlığı tehdit eder oranda olmadığını savunan Gökçek, “Bu oran hiçbir zaman 250’yi geçmez. Suyu da harmanlayarak verdiğimiz için sülfat oranı çok aşağıda kalır. Lezzetinde de bir fark ortaya çıkmaz” diye konuştu.

    Vatandaşların sebze ve meyveleri çok iyi yıkamasını, gerekirse sirkeli sudan yararlanmasını rica ettiğini belirten Gökçek, bu durumun ishal vakalarını önlemede yarar sağlayacağını kaydetti.

    SUYLA İLGİSİ YOK
    Son günlerde bazı şehirlerde ishal vakalarının ortaya çıktığını hatırlatan Belediye Başkanı Gökçek, “O bölgelerde bizde araştırma yaptırdık. İshal vakalarının suyla ilgisinin olmadığını saptadık. Bu vakalara ‘norovirüs’ denilen bir virüs yol açmış. 24 ya da 48 saatte ortaya çıkan virüs elle temasla ya da gaita yoluyla bulaşarak, yayılabiliyor. Çok tehlikeli bir virüs değil. Ancak suyla ilgisi yok” dedi.

    SU VAR AMA TASARRUFA DEVAM
    Kesikköprü’den Ankara’ya 2 hattan su vererek Başkent’in 20 yıllık su gereksinimini karşıladıklarını savunan Melih Gökçek, 3. hattın da önümüzdeki ay sonunda devreye gireceğini söyledi.

    Çalışma kapsamında 384 kilometre boru döşendiğini ve 80 kilometrelik kaynak yapıldığını anlatan Gökçek, “Suyumuz olmasına rağmen yine de tasarrufa devam edilmesini istiyoruz. Suyumuzu boşa harcamayalım” dedi.

    ŞEHİT'im

    uykusuz karanlık bir gece şafak sökmek üzere,heryer sis
    Dün bıraktığımız izlerden yerde yeller esiyor yolu göremiyorum
    Bir karartı belirdi ilerde nefesini hissediyorum üzerimde
    Karartı orda öylece duruyor kimsin diye seslendim birden
    ses vermedi duymuyordu sesimi sanki yine seslendim ama duymuyordu beni
     
    Şafak söktü biraz aydınlanmıştı ortalık kaldırdım kafamı mevziden haykırmak istedim
    Ama bağıramıyordum,sesim kısık,gözlerim buğulu,ama ağlayamıyordum
    Dünki çatışmanın izleri yeni yeni çıkıyordu,karanlıktaki karartı,arkadaşımdı
    Yüreğim parçalandı yaklaşamıyordum kafamın üzerinden geçen mermi ölümü hissettiriyordu
     
    Korku nedir bilmeyen cengaver kurşunların karşısında siper görevini görüyordu 
    şehidimin bedeni bile geride kalan arkadaşlarına,yardımcı oluyordu
    şehidimi sipere çekmek istedim uzaktan bir mermi, sıyırdı elimi,kanıyordu elim
    korktum namlunun ucunda olmak korkunç bir duyguydu,anlatılmaz tarif edilmez
     
    Sessiz bir çığlık attım üzerimde sanki tonlarca bir yük vardı,nefes alamıyordum
    Düşünemiyordum,korkuyu atmalıydım üzerimden,siperden her bakışımda arkadaşımı görüyordum
    Kurşunların her defasında vücuduna girişini görüyor sanki onla her defasında bende ölüyordum
    Bu korkunç bir şeydi yüreğim yanıyordu,o merminin etiparçalayışını hissetmek korkunçtu
     
    Bağırdım hasan çavuş  yoğun bir ateş diye,var gücünüzle, mermi yağdırıyorlardı köpeklere
    Şiddetli bir patlama duyuldu, kulakları sağır eden,irkildim heryer toz her yer duman
    Bir elbombasıydı sipere düşen
    canlar almıştı ta derinden, yürekler feryat,yüzlerde acı ve korku için için,onlarca şehit verdik yeniden
     
    Birden bir besmele duydum yanımdaki cengaverden sanki ölüme meydan okumanın tam sırası dergibi
    Korkuyu o an yenmiştim ben,cesur asker ileri derken
    Düşman o an yenilmişti besmeleyi çekerken
    vurulan her düşman canıma can kattı,kanıma kan katarken
     
    puslu dağlara güneş doğdu bilmem şehit verirken
    o güzelim pınarlara can oldu şehidimin kanı toprağa düşerken
     
    bu vatan candan üstün tutmak her TÜRK'ün görevi ve vazifesidir
    sözde vatan severlik olmaz herşeyimizle özde vatan sever olmalıyız
    günümüz dünyasında ki kalleş savaşlara alet olmadan kalemleri kırmalıyız
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
    May 24

    HAYAT GERÇEKTEN GÜZEL BUĞÜN

    Güneş bugün bulutlardan kaçmış bak ne güzel ışıl ışıl yağmur yok, bulut yok
    Hayat ne güzel buğün insanlar cıvılcıvıl,herkez koşuşuyor biryerlere
    Toprak buram buram misler kokuyor her yerde güller çiçekler
    Sokakta koşuşan mini mini çocukların sesi birbaşka sanki buğun
     
    Hayat gerçekten güzel buğün ağaçlardaki kuş cıvıltıları müziğe eşlik eden gitarist gibi
    o sütçünün seslenişi sanki astsolist misali bir ahenk veriyor
    Balkondan ayşe teyzenin halı çırpması bende varım edalarında gibi
    Hani o ip atlayan çoçukların oyunu halay çeken foklorcular gibi
     
    Hayat bugün gerçekten güzel mutlu yüzlerle dolu sanki buğun
    Yaşamdan zevk almış mutlu insanlar var buğün
    Belki buğünden sonra olmayacak ama bugün bambaşka birgün
    Bugün benim dogum günüm hayat gerçekten güzel buğün

    KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ YAŞA VAR OL

    YAKIN TARİHİMİZİN İDOL OLACAK İNSANLARI UZAKLARA GİTMEYE GEREK YOK BİRİSİ HAYATTA DİĞERİ İSE EBEDİYETE İNTİKAL ETMİŞ AMA GERİDE BİR CENNET ÜLKE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNİ BİZLERE EMANET ETMİŞ
     
    RAUF DENKTAŞ   O YAŞIYAN BİR EFSANE
    FAZIL KÜÇÜK    KIBRISI VATAN YAPMIŞ BİZLERE EMANET ETMİŞ
     
     
    BU GÜN İSE BU VATANI VERMEK İÇİN HALEN ÇIRPINIYORUZ MASA BAŞLARINDA OYUN OYNUYORUZ
    YUNAN VE RUM KÖPEKLERİNE KIBRISI PEŞKEŞ ÇEKİYORUZ
     

    FAZIL KÜÇÜK GERÇEK BİR MÜCAHİT VATAN SEVER

    KIBRISI VATAN YAPANLARDAN GERÇEK BİR VATAN SEVER

    Dr.Fazıl Küçük, (1906-1984) 1960 yılında kurulan ve Kıbrıs Türkleri ile Rumlar'ın beraber yaşadığı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı yardımcısı. Rauf Denktaş'tan önceki Kıbrıs Türkleri'nin lideri.

    Fazıl Küçük 1906 yılında Lefkoşa'da bir çiftinin oğlu olarak dünyaya geldi. Lefkoşa Lisesi'ni bitiren Küçük İstanbul Üniversitesi'nin de aralarında bulunduğu çeşitli üniversitelerde Tıp eğitimi aldı. 1937 yılında Kıbrıs'a dönerek Kıbrıs Türkü'nün sesini dünyaya duyurmak için 1941 yılında kurulan Halkın Sesi gazetesi'nin editörü oldu.

    1943 yılında Kıbrıs Adası; Türk Azınlık Kurumunu kurdu. Kıbrıs Türkleri'nin ekonomik, siyasal ve kültürel faaliyetlerini yapabilmesini amaç güden çalışmalar da bulundu. Kıbrıs Türk Milli Birlik Partisi'ni kurarak süregelen 15 yıl boyunca mücadelesini parti kapsamında yürüttü. Başkan yardımcılığına getirilen Rauf Denktaş bir gün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olacaktır.

    1959 Londra ve Zürih Konferanslarında Kıbrıs Türkleri'ni temsil eden Küçük halkının yapısal bir güvenliğe girmesi için çalıştı. 3 Aralık 1959'da yeni cumhuriyetin cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine seçilen Küçük bu görevine Rumların anayasayı değiştirmek istemeleri üzerine veda etti. 1973 yılına dek çalışmalarına devam eden Küçük bu tarihten sonra görevini Denktaşa bırakarak hastalığına rağmen Halkın Sesi gazetesindeki görevine geri döndü. Dr. Küçük Westminster'de bir hastanede 15 Ocak 1984'de hayata gözlerini yumdu.

    RAUF DENKTAŞ O BİR KAHRAMAN BİR VATAN SEVER O GERÇEK TÜRK

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucusu ve İlk Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucusu ve İlk Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsu
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsu
    HAYATINI KIBRIS'DAVASINA ADAMIŞ GERÇEK BİR VATAN SEVER
     

    Rauf Raif Denktaş, (d. 27 Ocak 1924, Baf-Kıbrıs). Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucusu, cumhurbaşkanı, politikacı.

    Rauf Denktaş 1,5 yaşındayken annesini kaybetti. Babası hakim Raif Bey'dir. Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul'a gönderildi. Arnavutköy'de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesi'nde yatılı okumaya başladı. Ortaokuldan sonra Kıbrıs'a döndü ve liseyi Kıbrıs'ta bitirdi. II. Dünya Savaşı'ndan sonra hukuk eğitimi için İngiltere'ye gitti. Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı.

    27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Dr. Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı. Türk cemaatinin iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr. Fazıl Küçük arasında arabulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu. Faiz Kaymak'ın teklifi ve Dr. Fazıl Küçük'ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Kongresi'nde başkanlığa seçildi. Savcılık görevinden İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı. 1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı. Yine aynı yıl Aydın Hanım'la evlendi. 1955'te terörist bir hüviyete bürünen Enosisle mücadelede ve EOKA karşısında Kıbrıs Türklerinin direnişine yön veren Denktaş, 1958 yılında hükümetteki görevinden istifa etti. Arkadaşlarıyla 1 Ağustos 1958'de Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT) kurdu.

    1958 yılında Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti. Zürih-Londra antlaşmaları öncesinde Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara'ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti. Bu görüşmede Denktaş adaya Türk Askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi. 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile, 1960 Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın hazırlanmasında emeği geçti. Aynı yıl Türk Cemaat Meclisi'yle İcra Komitesi Başkanlığı'na seçildi. 16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı'na ayak bastı. 1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gitti. Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs'a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.

    1964 Londra Konferansı'ndan sonra Makarios tarafından “istenmeyen adam” ilan edildi. Yeşilada'ya girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy'e çıkarak savaşa katıldı. 1967'de adaya gizlice girerken tutuklandı. Yoğun girişimler sonucu Türkiye'ye geri verildi. 1968'de adaya giriş yasağı kaldırıldığından Kıbrıs'a döndü.

    1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı'na seçildi. 28 Şubat 1973'e kadar Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk Yönetim Başkanı seçildi. 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürüten Denktaş, anayasa uyarınca 1976'da yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçildi. 1981 yılında ikinci kez devlet başkanı oldu. 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanından sonra tekrar cumhurbaşkanlığına seçildi. 22 Nisan 1990'da yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 1995'teki seçimlerde de cumhurbaşkanı seçildi.

    17 Nisan 2005'te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayan Denktaş, 24 Nisan'da görevi Mehmet Ali Talat'a devretti.

    Politika hayatı yanı sıra, aynı zamanda yazar kimliğiyle de önemli bir şahsiyet olan Rauf Denktaş, 1985'in son aylarından bugüne, Yeni Asya Yayınları arasında çıkan kitapları bulunuyor.

    KİTAPLARI:

    • Gençlere Öğutler
    • Saadet Sırları
    • Kur'ân'dan İlhamlar
    • İmtihan Dünyası
    • Yarınlar İçin
    • Kıbrıs, Girit Olmasın

    AMASYA TAMİMİ

    Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)

    1- Vatanın tamamı, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet merkezi İtilaf Devletleri'nin etkisi ve denetimi altında bulunduğundan, sahip olduğu sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi adı var, kendi yok durumuna düşürüyor.

    "Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Milletin durumunu ve davranışını göz önünde bulundurarak haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir milli heyetin varlığı gerekmektedir. Bunun için her taraftan vuku bulan teklif ve milli istek üzerine Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için, bütün illerin her livasından parti ayrılıkları dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin güvenini kazanmış üçer kişinin olabildiğince çabuk yetiştirmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Her ihtimale karşı bunun bir milli sır hâlinde tutularak ve delegelerin gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmeleri,

    2- Doğu vilâyetleri nâmına 10 Temmuz’da Erzurum’da toplanması gereken kongre için sözü geçen vilâyetlerin Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri’nden seçilmiş üyeler zaten Erzurum’a doğru yola çıkarılmışlardır. O vakte kadar diğer vilâyetlerimizin temsilcileri de Sivas’a geleceklerinden Erzurum Kongresi’nin üyeleri belirlenecek zamanda umumi toplantıya katılmak üzere Sivas’a hareket edecektir.

    3- Yukarıdaki esaslara göre, temsilciler Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetleri ve belediye başkanları tarafından ve çeşitli suretlerde seçileceklerdir.

    4- Bu esasların uygulanmasına 3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, Eski Bahriye Nâzırı Rauf Bey, 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa, 13. Kolordu Kumandan Vekili Miralay Cevad bey, 3. Kolordu Kumandanı Miralay Refet Bey, Samsun Mutasarrıfı Hâmit Bey, 2. Ordu Müfettişi Cemal Paşa, 12. Kolordu Kumandanı Miralay Selahattin Bey, 25.Kolordu Kumandanı Ali Fuat paşa, Bursa’da 17. Kolordu Kumandan Vekili Miralay Bekir Sami Bey,, Edirne’de Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Bey ve diğer bazı sivil ve askeri önemli kişiler tarafından çalışılacaktır. Bundan başka eski sadrazam Müşir Ahmed İzzet Paşa, Nâfıa Nâzırı Ferit Bey, âyan üyesinden Ahmed Rıza Bey gibi kişilerden fikir ve düşünceler alınacaktır.

    5- Reddi İlhak ve Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların telgrafhânelerce kabul edilmeyerek çekilmesi Posta ve Telgraf Müdüriyet-i Umumiyesi’nden bildirilmiştir. Bu husus kesin şekilde reddedilerek her ne şekilde olursa olsun serbestçe yazışmaların sağlanması için gösterilerde bulunarak yazışmalar sağlanacak ve bunlar elde edilinceye kadar gösterilere devam edilecektir.

    6- Askeri ve sivil kuruluşlar hiçbir suretle terk ve başkasına verilmeyecektir. Vatanın herhangi bir tarafına yeniden yapılacak düşman işgâl hareketleri bütün orduyu ilgilendirecek ve meydana gelen duruma göre memleketin savunmasına birlikte girişilecektir. Bu sebeple komutanlar derhal birbirini haberdâr edeceklerdir. Silah ve savaş malzemesi kesinlikle elden çıkarılmayacaktır.

    KRAL MEZARLARI AMASYA

    Helenistik dönemde, Amasya’yı İÖ.333’den İÖ.26’ya kadar başkent olarak kullanan Pontus Krallarına ait olan Kral kaya Mezarları, Harşena Dağı’nın güney eteklerine, kalker kayalara oyularak yapılmıştır. 

    Hatuniye Mahallesi’nin dar sokaklarından ve tren yolunu geçerek çıkılan mezarların arasında, kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler bulunmaktadır. Yeşilırmak Vadisi boyunca, irili ufaklı 21 mezar olduğu bilinmekle birlikte bunlardan sadece birkaç tanesi günümüze gelebilmiştir. Kaya Mezarlarının içlerinden çok, arkalarına oyulmuş geçitler dikkat çekicidir. Bu bölgedeki büyük mezarlardan birinin yanında, nehre kadar uzandığına inanılan bir tünelin başlangıcı bulunmaktadır. Kalker kayalara oyularak yapılan bu mezarlar yapı ve büyüklükleri itibarıyla kente hakim bir noktadadırlar.

    Kral Kaya Mezarlarının en büyüğü, galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezardır. Bu mağaranın yüksekliği 15m, genişliği 8m, derinliği ise 6m’dir. Mezar odasına girişi, diğer mezarlardaki kapılardan daha yüksektir. "Büyük Kral Mezarı" olarak da adlandırılan mağara, cephe itibariyle pek çok tahribata uğramıştır.

    Kızlar Sarayı üzerinde yer alan üçlü kral mezarı birbirine çok yakın oyulmuştur. En solda yer alan mezar, ortadaki mezar sahibini gölgede bırakmak amacıyla ön plana çıkarılmıştır. Kızlar Sarayı’nın alt kısmında ve Demiryolu tünelinin hemen üzerinde bulunan mezar da, diğerleri gibi, blok kaya oyularak yapılmıştır. Diğer kaya mezarlarından farklı olarak, etrafı oyulmamıştır. Ayrıca mezar odasına çıkmayı kolaylaştıracak taş merdivenler de yapılmamıştır. Mezar odasının sağ ve sol kenarlarında yapılan sütunlar daha sonra kırılmıştır.

    Mağaraların bütününde görülen kapaksız, 2-3 metre arasında değişen yükseklikte, kapıya benzeyen girişler, bu mağaraların ortak özelliğidir. Mağaraların etrafı geniş biçimde boş bırakılmasının amacı da, bazı mezarların tavaf edilmesi, bazılarında da kayalardan sızan suların hava ile temasını ve mezar odasının korunmasını sağlamaktır.

    Kral Kaya Mezarları bazı dönemlerde hapishane ve cezalandırma mekanı olarak da kullanılmışlardı. Örneğin VI. Mithridates, kendisi ile yapılan barış görüşmelerinde zorluk çıkaran Romalı elçileri, Demiryolu geçidinin hemen üzerinde yer alan mezara hapsetmiştir.

    1075’te Amasya’yı fetheden Melik Ahmed Danişmend Gazi, mezarların içindeki Pontus devrinden kalma gömüleri kaldırtmış. Yine o dönemde, Hıristiyan keşişlerin bu mağaralarda inzivaya çekildikleri bilinmektedir.

    KENE ISIRMALARINA DİKKAT LÜTFEN

     Uzman Dr. Ayçe Tamer, kene ısırığında kenenin ezilmemesinin çok önemli olduğunu belirterek, "Kene ezilmeden pens veya cımbızla çıkarılmalıdır ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.
    Bozyazı Devlet Hastanesi'nde aile hekimi olarak görev yapan Tamer, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan kene ısırığıyla ilgili yaptığı açıklamada, bölgede hayvancılık ve açık alanda yaşamın yaygın olmasından dolayı kene ile temas riskinin yüksek olduğunu söyledi. Son dönemde çeşitli bölgelerde ve özellikle kırsal kesimde kene ısırığı sonrası görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'ne bağlı ölüm vakalarının bildirildiğine işaret eden Tamer, "Hastalığın tam bir tedavisi olmayıp, semptomlara yönelik destek tedavisi verilmektedir. Bu nedenle önemli olan kene ile temastan kaçınmak ve bu amaçla türlü önlemler almaktır. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veterinerler, kasaplar, mezbaha çalışanları, sağlık personeli, kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanda bulunanlar risk altındadır" diye konuştu.
    Kişide kene ısırılması sonucu 3-5 gün en fazla 9 gün içinde belirtilerinin görüldüğünü kaydeden Tamer, "Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, kanama pıhtılaşma mekanizmalarında bozukluk sonucu yüz ve göğüste kırmızı döküntüler, gözlerde döküntüler, gövde kol ve bacaklarda morluklar, burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür. Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezliği nedeniyledir. Tanı için kanda kene ısırığı sonucu vücuda giren nairovirüse karşı oluşan antikorlara bakılır. Korunmada kene ile temastan kaçınmak önemlidir. Açık alanda çıplak ayak ya da kısa giysi giyilmemelidir. Bu alanlarda zorunlu olarak bulunulacaksa pantolonların paçası çorap içine sokulabilir. Hayvanlarla temas edecek olan kişiler eldiven, önlük, maske gibi koruyucular kullanmalıdır. Haşere kovucu ilaçlar, losyonlar insan ve hayvanlarda kullanılabilir" şeklinde konuştu.
    Vücuda yapışmış bir kene görüldüğünde kenenin ezilmeden, kollarından veya başından pens veya bir cımbız yardımı ile tutularak yavaş yavaş sağa sola oynatılarak çekilmesi gerektiğini vurgulayan Tamer, "Daha sonra o bölge alkolle silinmeli, çıkarılan kene alkol solüsyonu içine konularak tahlile gönderilmelidir. İdeal olan bu gibi bir durumda keneye dokunmadan en yakın sağlık merkezine ulaşmaktır" dedi.

    May 21

    ben

     
    May 19

    ATATÜRKÜN 19 MAYIS İLE İLGİLİ SÖZLERİ

          Atatürk’ ün 19 Mayıs ile ilgili sözleri

           

              Gençler, Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz... benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

              "Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri (Türkiye Cumhuriyetini) ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak."

              “Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir."

              "Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."

              "Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır."





    19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

    19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLARIM

    ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

    ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

    Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

    İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

    Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

    K. ATATÜRK 20 Ekim 1927.

     

    May 18

    TERÖRİST TV KANALLARINI KAPATIN NE DURUYORSUNUZ

    Bu kadarıda pes doğrusu gözümüzün içine baka baka köpeklerin sesini duyuran tv kanallarına kucak açacak onların görüntülerini insanlara gösterecek onların sözde ideolojilerine çanak tutacaksın ondan sonrada medeniyetten bahsedeceksin medeniyetin beşşiği burası diyeceksin sen tek dişi kalmış canavar senin o dişini sökecek nice vatan evladı var
    sen sözde o tv kanallarını al bir yerine külah yap yaz geldi dondurma yersin
    bu kadar şehit verdiğimiz bir yerde halen bu tv kanallarını uydudan izleme olanağı sağlayan batılı demokrat devletler umarım bir gün sizinde böyle bir durumla karşı karşıya kalmanız an meselesi olur
    belçika,danimarka,ingiltere,hollanda,almanya,avusturya,italya,isveç,isviçre,yunanistan,ispanya,
    bunlar medeniyetin beşşiği olan ülkelermiş ya sizin ğeçmişiniz belli tarihininiz belli kan ve göz yaşından başka ne verebildiniz ne yaptınız ve halen köpek beslemekten başka ne yapıyorsunuz
    değerli büyüklerim tamam AB kriterlerine bizim bir diyeceğimiz yok
    global dünyada bunlardan vazgeçemeyeceğimize göre
    yani bu köpek besleyen vampirlerle yaşamak zorunda olduğumuza göre biraz kendimize gelerek
    onların oyunlarına entrikalarına hazırlıklı olalım
    güçlü gözükelim
    artık kendi kendimizi yemeyelim piranalardan farksızız yem bulunca saldırıyoruz ama yemi bulamayınca bir birimizi yemek ten kendimizi alamıyoruz
    ve günümüz çağında medyanın önemini bilen bir hükümetimiz var şu anda nerde ne kadar medya kanalı var ise kendine bağlamış bulunmakta(kendi yakın insanların kontrolünde) o zaman neden halen bastırmıyor yada yaptırım uygulamıyorsunuz
    Danimarkadan yayın yapmakta olan TERÖRİST kanalların yayınlarını halen neden enğelleyemiyorsunuz ideolojilerini daha iyi yayınlasın diyemi
    Bu medyayı susturmalısınız
    köpeklerin sesini keserseniz ulumalarını fazla kimse duyamaz benim cahil insanım kanmaz
    tv
    günümüzde silahtan atom bombasından farksız
    bunu unutmayalım ve terörislerin tv kanallarını kapatmak için var gücümüzle mücadele edelim siyasetin tüm kanallarını kullanalım sözde o demokrasıi ile yönetilen AB uşaklarına bir an önce gücümüzü gösterelim biliyorum ki gerçek gücümüzü göstermiyoruz
    bu vatan kolay kurulmadı her karışında şehit kanı var
    o insanların şimdi kemikleri sızlıyordur
     
     

    İSTANBUL NEREDE

    Yedi tepeli ülke merhaba üstünü dumanlar kaplamış,tozlanmışsın sen
    Yükün ağırlaşmış,kaybolmuşsun,yarını olmayan zavallılar gibi
    Bak haliç'inde,bogazında gemiler,karış karış geziyorlar
    Umut topraklarının efesisin yedi tepeli ülke gibisin sen
     
    Sokaklar insan yığını,kalabalık insanlar sanki denize ulaşmak ister gibi gidiyorlar
    Taşıtlar dolmuş sokaklarına caddelerine kaybolmuş yolunu arıyorlar
    Bak bahçeler,parklar,çiçek açmış sanki süs sanki yapmacık çiçekler
    Umut topraklarının efesi sin yedi tepeli ülke gibisin sen
     
    Ey koca şehir yüreğinde ki fatihler nerede,nerede o eski günler
    O güller,o birdevre ismini veren laleler nerde
    Kalabalıksın ama yanlızlıklar şehri olmuşsun yedi tepen nerede
    Umut topraklarının efesisin yedi tepeli ülke şimdi nerede
     
    Kirlenmiş haliç in,yok olmaya başlamış tarihin, zavalli cesur yürekli insanın nerede
    Fatihin fethet diği  nice şehit verdiğin o güzelim istanbul nerede
    Ey koca istambul şehirlerin sultanı şimdi yok olmayı bekler gibi bekliyorsun
    Hani umut toprakların şimdi nerde
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    May 17

    rahatlamanın bir değişik yolu yazmak benim gibi saçmalamayın ama

    farklı bir dünyaya gelmek adam gibi adamlarla yaşamak isterdim her yönden aptal kendini beğenmişi ukala sevimsiz züppe insanlarla tahammül sınırımı zorlayan yaşamlarla yaşıyorum umarım böyle devam etmez ama yinede hayatım bunların içinde esir olmuş gibiyim bırakın zincirlerimi diyemiyorum kırılmış kalbimle soğuk buz insanlarla yaşıyorum zavallı ben keşke mahkum olsaydım dağlardan yuvarlansaydım karlar altında donsaydım ama olmadı olmuyor çekilmez hayatın içinde yuvarlanıp gidiyorum ne yazıkki umudu kalmayan insanlar terkedilen insanlar ne yaptıklarını bile bilirmi kaybolmuş mahvolmuş gibiyim yine zavallılar arasında olmakta kurtulamadım ne yazıkki
    sokaktaki kenara atılmış çöplerden ne farkım var bilemiyorum bazen o çöpler bile benden daha iyi olabilirmi diye düşünüyorum neyazık değilmi dünyanın haline bak aldatıyor insanı nerelere getiriyor
    üff ya sıkıldım yazacak bişeyler bile bulamıyorum
    tuhaf değilmi oysa ben ne güzel yazılar yazardım şiirler okurdum sinemalara giderdim vssssss
    şimdi çöplükte yaşayan insanlardan farksız hissediyorum ne yazık
    zavallı ben
    koku duyusunu kaybetmiş burundan farksız gibiyim
    umutlarımı hayalerimi kaybetmiş gidiyorun
    bunları niye yazdım bende bilmiyorum ama sıkıntıdan ancak bunlar geldi aklıma anlamak la anlatmak vee benim gibi saçmalamak istiyorsanız ve sıkıntıdan çıkmaya bir şeyler le uğraşmak isterseniz yazın rahatlamanın bir değişik yolu

    ZAVALLI BEN

    konuşuyorsun ama beni dinlemiyorsun anlamıyorsun
    biliyorum farkındasın ama beni hiç anlamıyor anlamak istemiyorsun
    zavallı ben yanlızlık lar içindeyim sen hiç bana yardımcı olumuyorsun
    sesleniyorum ama beni bir türlü duymuyorsun konuşmuyorsun
     
    kaçıyorsun benden sevgimi hislerimi duygularımı anlamıyorsun
    nereye karadar bu gidiş söylermisin,anlatırmısın
    hani duygular hani aşkımız nerede o sevgi dolu güzel sözler
    Söylermisin bana umut verdiğin o yürek şimdi acı çekiyor dinlermisin
     
    bak herzaman kinden  dolu dolu gözlerim yüreğim yangın yeri alev alev
    sen hiç böyle yapmazdın,sen beni yallnız bırakmazdın ne oldu sana böyle
    yaşlandı yüreğim,bitkin düştü bedenim,yoruldum,yoruldum ne olur dinle
    sözler,konuşmalar umutlar hep senle başlardı,hep senle biterdi
     
    biliyormusun halen seviyor halen tapıyor,halen istiyor bu yürek seni
    ama sen farkında değilsin birtanem sen farkında değilsin
    umutlanmak istiyorum ama ne çare sen oralı bile olmuyorsun
    seslenmek istiyorum ama sen duymak bile istemiyorsun
     
    inan rüyalarımdan bile kaçıyorsun ne yapmam lazım bilemiyorum
    zavallı ben demek geliyor içimden duygu çöllerinde susuz kalmiş aşık
    ne garip aşkımı anlatacak kimsecikler yok
    vay halime demek geliyor,o güzeller güzeli nerede