|
|
11月13日 TRT MÜZIK YAYINDA !!!FREKANS BILGILERI: 11.096 MHz Horizontal SR=30000, FEC=5/610月29日 . Demokrasiye bağlıyız çüki biz ATATÜRK CUMHURİYETCİSİYİZ... . Bu ülkede herkez eşit ve eşit haklara sahibiz çünki biz ; ATATÜRK'ÜN HALKÇILIK İLKESİNE BAĞLIYIZ... . Evet dindarız ve müslümanız dinle devlet işlerini ayırıyoruz yobazların elinde oyuncak olmasın diye Çünkü biz ; ATATÜRK'ÜN LAİKLİK İLKESİNE BAĞLIYIZ...
. Biz modern bir ülke olmalıyız bu uğurda ilerlemeliyiz tam bağımsızlık parolasındayız çünkü biz ATATÜRK DEVRİMLERİNE BAĞLIYIZ İLELEBET ONUN YOLUNDAYIZ...
. Biz bağımsızlığımızdan ödün vermeyiz alt kimlik üst kimlik yolunda ilerlemeyiz biz ulus devletiz çün ki biz ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE BAĞLI BİR MİLLETİZ...
. Evet DEVLETÇİYİZ ülkenin paha biçilmez yerlerini emperyalistlerin eline geçmesine ülke ekonomisini yabancıların eline geçmesine karşıyız çünkü biz; ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK ANLAYIŞIYLA YOĞRULDUK................
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE....
8月4日
Önlerine konan ABD planlarını “açılım” diyerek Türk halkına “çözüm” sunan AKP Hükümeti, pek çok konuda olduğu gibi, “Kürt Açılımı”nda da devlet aklını devreden çıkarmış, ulusun belleğini yok etmeye yönelmiştir.
Hükümet ABD tarafından önüne konan “ihanet Planı”nı hayata geçirme çalışmaları yapıyor.
ABD planına göre; öncelikle Türkiye’nin himayesinde Irak’ın kuzeyinde bir federasyon oluşturulacak, Türk halkını bu plana inandırmak için, “her nimetin bir külfeti olur” deyip, halkın üniter yapıdan vazgeçmesini sağlanacaktır.
Diğer taraftan bu süreçte 30 bini aşkın şehitten sorumlu bir örgütün müebbet hapisle cezalandırılmış “İmralı Canisi”nin Türkiye tarafından muhatap alınması sağlanacaktır.
Bu planı ABD hayata geçirirse, hem Türkiye’yi tam olarak parçalamış olacak, hem de küçük parçalara müdahale etmesi kolaylaşacaktır.
Devlet olanakları ile yaratılan “majestelerinin medyası”, sırtlarını sıvazladıkları bir sürü “dönek”, paraya boğdukları “tarikatçı, eyyamcı” takım tarafından ise Türk halkı aldatılıp kandırılarak bu “ihanet Planı”na inandırılmak istenmektedir.
“Kürt açılımı” safsatasını ortaya atıp tartışıyormuş gibi yapan taraflardan hiçbirinin, yöre halkının işsizliğinden, topraksızlığından, 90–100 bin dönüm toprağı olan ağaların baskısından, eğitim, sağlık, töre, terör sorunlarından söz etmemesi anlamlı değimli?
Sorunun çözümü, saydığımız sorunların çözümü ile mümkündür. Yöre Halkını Amerika ve Batının elinden almak, ivedilikle radikal bir toprak reformu yapmak, köylüyü toprak sahibi yaparak Türk Devletine bağlı kılmaktır. Kendi vatandaşına toprak reformu yolu ile toprak vermek, birleştirici köklü bir çözümdür.
Amerikan planlarında yer almak, O planları uygulamak ülkeyi bölünmeye sürüklemektir. Bu gün hükümet eliyle yapılmak istenende budur.
Gerçekte “Kürt Açılımı” safsatası ile yaptıkları, psikolojik savaşın bir türüdür. Beynimizi ve ruhumuzu teslim almak istiyorlar. Ama unuttukları bir şey var: Dönekler ve satılmışlar, bu ülkede azınlıktadır. Ezici çoğunluk, tehlikenin farkındadır ve ilk fırsatta ülkeyi bu işbirlikçi hükümetten kurtaracaktır.
Not:ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNDEN ALINTIDIR
AMA DOĞRUSUNU SÖYLEMEK GEREKİRSE MÜKEMMEL BİR ANLATIM 6月29日
Yasal Haklarımızı Biliyor muyuz?
Kapitalizmin krizi derinleştikçe biz işçilerin uğradığı sosyal hak gaspları, işten çıkarılma, ücretsiz izin dayatması gibi haksızlıklar da artıyor. Patronların işçileri kapının önüne koyarken okuduğu maval her yerde aynı. “Ne yapalım, kriz var. Mecburuz sizi çıkartmaya” diyorlar. Bir yandan işçi çıkartırken diğer yandan kalanlara hem daha fazla iş yükü bindiriyorlar hem de ücretleri düşürüyorlar. Peki biz işçiler böyle bir durumla karşılaştığımızda yasal haklarımızın ne olduğunu, ne yapmamız gerektiğini biliyor muyuz?
Hemen belirtmek gerekir ki, patronların düzeninde patronların çıkardığı iş yasasında işçileri koruyacak düzenlemeler pek az. Çünkü iş yasası, eğer işçi sınıfının güçlü bir örgütlülüğü yoksa tamamen patronların talepleri doğrultusunda düzenleniyor. 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı iş kanunu, tam da işçilerin örgütsüzlüğünün fırsat bilinmesiyle işçinin aleyhinde olacak şekilde düzenlenmiştir. Tüm bunların yanında, patronlar kendi hazırladıkları yasayı da delmekten çekinmiyorlar ve bizim örgütsüzlüğümüzden, bilinçsizliğimizden faydalanarak yasaları oradan oraya çekiştiriyorlar. Dolayısıyla, yasada yer alan haklarımızı bilmek önem taşıyor. Çünkü işten çıkarılma veya ücretsiz izin almaya zorlanma durumlarında ilk etapta yapmamız gereken şey, yasal haklarımızı aramak olmalı.
Toplu işten çıkarılmalar: 4857 sayılı iş kanununun 29. maddesi “İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir” şeklindedir. Talep ve sipariş azalması, enerji sıkıntısı, ekonomik kriz, piyasadaki genel durgunluk, yurt içi ve yurt dışında pazar kaybedilmesi, hammadde sıkıntısı, işyeri içinde bazı işlerin daraltılması, yeni teknolojilerin uygulanması, bazı iş türlerinin başka firmalara yaptırılması, yapısal değişikliklerin uygulanması vb. nedenler, işverene toplu işçi çıkarma hakkını veriyor yasaya göre. Patronlar kendi sistemlerinin açmazının pekâlâ farkında oldukları için oldukça geniş sebepler göstererek toplu işçi çıkarabilecekleri şekilde bir yasa düzenlemişlerdir.
Ancak bugün pek çok işyerinde bu maddeye bile uyulmadığı biliniyor. İşverenler genellikle önceden haber vermeden, bir akşam mesai bitiminde, “işten çıkarıldınız, yarın gelmeyin” diyorlar işçilere. Vermeleri gereken tazminatı bile ya vermiyorlar ya da utanmadan takside bölmek, senede bağlamak gibi yollara başvuruyorlar. Oysa iş yasasında açıkça “toplu işten çıkarmanın olacağı, 30 gün önceden ve yazılı olarak haber verilmelidir” diyor. İşveren bölge müdürlüğüne yazılı bildirim yaptıktan sonra 30 gün dolmadan hiçbir şekilde işçiyi işten çıkaramaz. Şayet bu kuralı yerine getirmezse, işçi hem mahkeme yoluyla işe iade davası açabilir hem de işveren her işçi için para cezası öder. Ayrıca yasaya göre toplu işçi çıkarma son çare olarak başvurulması gereken yöntem olarak gösterilmektedir. Ondan önce işveren işçilerin de rızasını alarak çalışma sürelerini kısaltmak, mesaileri kaldırmak, yıllık ücretli izinleri öne almak, işçilere ücretsiz izin teklifinde bulunmak, işçiye başka bir iş vermek gibi seçenekleri gözden geçirmelidir. İşveren işçi çıkardıktan sonra 6 ay içinde aynı nitelikte işçiye ihtiyaç duyarsa ilk olarak çıkardığı işçileri işe çağırmak zorundadır. 6 aylık süre zarfında ödünç işçi alamaz, geçici işçi çalıştıramaz.
İşverenlerin uyguladığı bir başka yöntem de işyerini kapatma kararı alarak işçileri çıkarmaktır. Bu yöntem işverene daha az yükümlülük verdiğinden özellikle sendikalaşma girişimlerinin olduğu işyerlerinde uygulanır. Oysa yasaya göre işveren kapanış verdikten 1–2 ay sonra başka bir işyeri açarsa çıkarılan işçiler 1 ay içinde feshin geçersizliği ve işe iade davası açabilirler. Bu tür davalarda genelde verilen karar işçilerin lehine olmaktadır.
Ücretsiz izinler: Ücretsiz izin konusu işçilerin en mağdur olduğu konu olmasına rağmen iş yasasında buna dair açık ve net bir madde aslında bulunmuyor. Ancak farklı farklı maddelerde böylesi durumlar için işçinin ne gibi haklarının olduğuna dair veriler var. Öncelikle işveren ücretsiz izne çıkartacağı işçiye durumu yazılı olarak bildirmek zorundadır. İşçi 6 işgünü içerisinde ücretsiz izin önerisini ret veya kabul etme hakkına sahiptir. Şayet işçi ücretsiz izni kabul etmezse işveren ya bu uygulamayı geri çekmek zorunda kalacak ya da değişikliğin haklı bir nedene dayandığını yazılı olarak açıklayarak işçiye kıdem ve ihbar tazminatlarını vererek iş sözleşmesini feshedebilecektir. İşveren bu kurala uymadığı takdirde işçiler çalıştırılmamış olsalar dahi ücretlerini talep etme hakkına sahiptirler.
Fakat zaten ücretsiz izin uygulamasından önce işverenin başvurmak zorunda olduğu iki yol var. Birincisi, iş yasasının 40. maddesine göre, işyerinde işin durmasına neden olan zorlayıcı sebepler nedeniyle (bunların ne olduğu yasada belirtilmemiş) çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödemek. Ancak bu maddenin hayata geçtiği işyeri neredeyse yok gibidir. İkinci olarak da bir işyerinde işlerin zorlayıcı sebeplerle (kriz vb.) en az 4 hafta en fazla 3 ay azalması veya durması halinde işverenin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını ve Türkiye İş Kurumunu bilgilendirerek işçiler için kısa çalışma ödeneği talep etmesi. Kısa çalışma ödeneği 4 hafta ila 3 ay arasında, işsizlik ödeneğini alma koşuluna hak kazanmış işçilere, işsizlik ödeneğinden yapılan bir ödemedir. Şayet bu iki seçeneği yerine getirmeden işçiyi ücretsiz izne çıkmaya zorlamışsa işveren haksız duruma düşecektir.
İş yasasında işçileri patronların haksız uygulamalarına karşı koruyabilecek maddeler bunlarla sınırlıdır. Ama çok iyi biliyoruz ki bu sınırlı maddeler dahi patronlar tarafından ihlal edilmektedir. Elbette ki yasaların patronların yasaları olması hakkımızı aramayacağımız anlamına gelmiyor. Şayet biz işçiler bu haklarımızı bilerek patronların karşısına çıkarsak en azından mevcut yasaları işletmek zorunda kalacaklardır.
Tüm bunlar bize bir şeyi açıkça gösteriyor. Bilinçsiz ve örgütsüz olduğumuz sürece, krizlerde en acımasız hak gasplarına uğrayan, devletin koyduğu vergiler altında ezilen, üst üste gelen zamlarla beli bükülen, işsiz, evsiz, aç kalan biz işçiler olacağız. Gerçek kurtuluşumuz bu sömürü sistemini kökünden söküp atmaktan geçiyor.
KANUNU DİKKATE ALINDIĞINDA İŞÇİ KİMDİR ? İşçi, bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı bedenen ve fikren çalışan kişi dir.
İŞVEREN KİMDİR ? İşveren, bir hizmet akdine dayanarak herj-hangi bir işte belirli bir ücret karşılığında işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerdir.
ÜCRET NE DEMEKTİR ? Ücret, işçinin gördüğü işin karşılığı olarak, işveren tarafından işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen hertürlü ödeme ve sosyal haklardır. İşçi ücreti Türk parası ile en geç ayda bir ödenir. Hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir.
İŞ KANUNUNA GÖRE İŞVERENİN İŞÇİYE KARŞI BORÇLARI NELERDİR? 1- Ücret ödeme borcu: İş sözleşmesinden doğan ve işin yapılması karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından işçiye ücret ödeme yükümlülüğüdür. 2- İşçiyi koruma borcu: İş ilişkisi içinde işçiyi korumak, ona yardımcı olmak, onun çıkarlarına zarar verici davranışlardan kaçınmak, işin sağlık ve güvenlik içerisinde yürümesi için gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini alarak korumasıdır. 3- İşçilere eşit davranma borcu: Bir işyerinde aynı nitelikte ve eşit verimle çalışan kadın-erkek işçilere sadece cinsiyet ayrılığı sebebiyle farklı davranılamaz ve farklı ücret verilemez. İş veya toplu iş sözleşmelerine buna aykırı hüküm konamaz. 4- İşverenin, İş Kanunundan doğan diğer borçları: Çalışma belgesi, işçi çalışma ve kimlik belgesi vermesi, işçiye dinlenmesi için hafta tatili, yıllık ücretli izin ve ara dinlenmesi kullandırması, işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin sağlanması..
İŞ KANUNUNA GÖRE İŞÇİNİN İŞVERENE KARŞI BORÇLARI NELERDİR? 1- İş yapma borcu: İşçinin hizmet aktinden doğan başlıca borcudur. İşin bizzat işçi tarafından ve işyerinde tespit edilen çalışma şartlarına uygun olarak yapılmasıdır. Ayrıca işçi, işyerinde işin güvenliğini tehlikeye düşürmemesi, herhangi bir hasar veya kayba sebebiyet vermemesi için gereken ihtimam ve özeni göstermesi gerekmektedir. 2- İşverenin emir ve talimatlarına uyma borcu: İşverenin yönetim haklarından dolayı, işçinin işverene bağlı olarak çalışması ve onun vereceği emir ve talimatlara uyasıdır. 3- İşçinin işini sadakat ve iyiniyetle görme borcu: İşçi, işini işverenin yararına en uygun biçimde yerine getirmekle yükümlüdür. İş sözleşmesi devam ettiği sürece, işverenin mesleki çıkarlarını korumak, onun mesleki çıkarlarına ters düşecek her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır. İşçi ayrıca işverene ait mesleki ve ticari sırları da saklamakla yükümlüdür.
İş KANUNU HÜKÜMLERİNE GÖRE İŞÇİNİN HANGİ HAREKETLERİ SUÇ SAYILIR ? İşçinin, İş Kanunu'nun 17. maddesinin II.bendinde belirtilen "Ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri ve benzerleri" durumundaki davranışları suç sayılır.
İŞÇİNİN SUÇ SAYILACAK DAVRANIŞLARI a) Hizmet akdi yapıldığı sırada bu akdin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması, b) İşçinin, işverenyahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar veya isnatlarda bulunması c) İşveren evinde oturan işçinin yaşayışının o evin adabına uygun veya genel ahlak bakımından düzgün olmaması, ç) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birisine yahut işverenin başka işçisine sataşması. Ayrıca işçinin işyerinde sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ve işyerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanması d) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması!. e) İşçinin işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmiyen bir suç işlemesi f) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki gün veya bir ay içerisinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi. g) İşçinin yapmakla sorumlu bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmaması h) İşçinin kendi isteği veya savsaması ytüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işverenin asla malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı ve başka eşya veya maddeleri on günkül ücretinin tutarı ile ödeyemeyecek derecede hasara veya kayba uratması
İŞÇİ BORDROLARI İMZALARKEN NELERE DİKKAT ETMELİDİR? İşçi fiili durumunun diğer bir ifade ile çalışmasının karşılığının ücret bordrolorunda tam olarak görünüyorsa bordroyu imzalamasında sakınca yoktur. Ancak kendisine ödenmeyen birtakım hakların tahakkuk ettirildiğini gördüğü halde ücret bordrosunu imzalıyor ise bilahare haklarını almak için mahkemeye dava açması mümkün değildir. Bu nedenle, işçi ücret bordrosuna almadığı hakları için kaydı şerh koyması gerekmektedir.
İŞ KANUNUNA GÖRE İŞVEREN HANGİ HALLERDE İŞÇİSİNE CEZA VEREBİLİR? İş Kanununa göre işçinin suç sayılan davranışlarının tespiti sonucunda (Kanunun 17. maddesinin II. Bendinde belirtilen ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri davranışları). İşçinin işyerine sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmesi, işyerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullandığı tespit edildiğinde. Ayrıvca işçinin iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesindeki hükümlere aykırı davranması durumunda, işveren işçisine ceza verebilir.
İŞÇİYE HANGİ CEZALAR VERİLEBİLİR? İş Kanununa göre işçiye, ücret kesinti cezası, iş sözleşmesinin feshi cezası veya ihtar cezaları verilebilir.
İŞÇİ VERİLEN CEZAYI HAK ETMEDİĞİNİ DÜŞÜNÜRSE NELER YAPMALIDIR? Verilen cezayı hak etmediğini iddia eden işçi, işyerinin bağlı bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü'ne bir dilekçe ile baş vurarak durumun incelenmesi talebinde bulunur.
İŞVEREN HİÇBİR SUÇ İŞLEMEYEN İŞÇİSİNİ İŞTEN ÇIKARABİLİR Mİ? işveren, ihbar önellerine uyarak ve hak kazanmış ise kıdam tazminatını ödeyerek işçisini işten çıkarabilir.
İŞVEREN İŞÇİSİNİN ÜCRETİNİ AZALTABİLİR Mİ ? İş Kanununa göre, işveren işçinin kazanılmış haklarını korumakla yükümlüdür. Bu bakımdan işveren işçinin ücretinde, işçinin zararına olacak bir değişiklik yapamaz. İşveren işçinin ücretinde indirim yapmış ise işçinin bu farkı isteme hakkı vardır.
ÇALIŞMA BELGESİ NE DEMEKTİR ? İŞVEREN İŞTEN AYRILAN HER İŞÇİYE BU BELGEYİ VERMEYE MECBUR MUDUR ? Çalışma Belgesi, işçinin işyerinden ayrılması durumunda işveren tarafından onaylanarak işçiye verilen, işçinin kimliğini, işyerinde yaptığı işi ve çalışma süresini belirten belgeye denir. İşveren işten ayrılmış bulunan ve isteyen her işçisine çalışma belgesi vermek zorundadır.
İŞVEREN ASKERDEN DÖNEN ESKİ İŞÇİSİNİ YENİDEN ÇALIŞTIRMAYA MECBUR MUDUR ? İşverenler herhangi bir askeri ve kanuni görev dolayısı ile işinden ayrılan işçilerden bu görevin sona ermesinden başlayarak iki ay içinde işe girmek için baş vuranları, işverenler boş bulunan yerlere öncelikle işe almak zorundadırlar. Bunun dışında işverenin işe almada herhangi bir kanuni yükümlülüğü yoktur. S.S.K DİKKATE ALINDIĞINDA KİMLER SİGORTALI SAYILIR ? Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre sigortalı sayılırlar. Ayrıca Kanunun 85 ve 86. maddelerine göre Sigorta pirimi ödeyenler de sigortalı sayılır.
SİGORTALILIK MECBURİ MİDİR? Çalışanlar, işe alınmaları ile kendiliğinden (SİGORTALI) olurlar. Bu hale göre sigortalılık mecburidir.Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri, sigortalıların işe alındığı tarihten başlar.Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden kaçılamaz ve vaz geçilemez. İşverenle yapılan sözleşmelere, sigortalılara kanunun vermiş olduğu hak ve yükümlülük imkânlarını kısıtlayıcı hükümler konamaz. Ancak lehine ilâve ve imkânlar konulabilir.
İŞ KAZASI NEDİR ? İş Kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısı ile, c) Sigortalının işveren tarafından görev ile bir başka yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrıldığı zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında, meydana gelen kazalara iş kazası denir.
MESLEK HASTALIĞI NE DEMEKTİR ? Meslek Hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir. 4月10日
GALATASARAY FIBA EUROCUP ŞAMPİYONU!
Ve Galatasaray bir Avrupa kupasını daha ülkemize getirdi! FIBA Eurocup final serisinin ikinci maçında Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, İtalya temsilcisi Cras Basket Taranto'yu uzatmada 82-61 yenerek ŞAMPİYON oldu!
67-55'in rövanşında normal süre 69-57 üstünlüğümüzle tamamlanınca averaj eşitlendi ve maç uzatmaya gitti! Uzatmayı harika oynayan kızlarımız, maçı net bir skorla kazanarak BAYAN BASKETBOLUNDA TÜRKİYE'NİN İLK AVRUPA KUPASINI KAZANAN TAKIM oldular!
Galatasaray - Cras Basket Taranto Salon: Ayhan Şahenk Tarih: 9 Nisan 2009 Perşembe / Saat: 21:30
  1. Periyot
Galatasaray maça Işıl Alben, Esra Şencebe, Seimone Augustus, Sophia Young, Marina Kress beşiyle başladı. Etkili savunmayla rakibi boyalı bölgeye sokmadığımız ilk beş dakikayı 9-5 öne geçtik ve Taranto mola aldı. Molanın ardından da İtalya ekibini zorlama atışlara mecbur edip hızlı hücumlarla farkı 9 sayıya taşıdık: 18-9.
Son iki dakikada Marina Kress'in savunmadaki harika oyunu ve serbest atıştan kazandırdığı sayılarla 11 sayı farkı gördük: 20-9. Tuğba'nın son saniye üçlüğüyle periyodu 23-11 üstün tamamladık!
2. Periyot Çeyreğin hemen başında Sophia ve Seimone'un sayılarıyla fark 15 sayı oldu: 27-12. Yasemin Horasan ile pota altında sertliği korusak da top kayıpları yapmaya başladık ve hızlı hücumlarla skor 27-16'ya gelince mola aldık. Moladan sonra hücumda Augustus'ı daha çok topla buluşturarak yeniden 15 sayı öne geçtik: 31-16.
Karşılıklı basketlerin ardından bitime üç dakika kala orta mesafe şutları iyi değerlendirmeye başlayan Taranto, boş döndüğümüz hücumlar yüzünden farkı 9 sayıya kadar indirince (37-28) bitime 40 saniye kala bir mola daha aldık. Son hücumda Sophia Young ile basket bulup soyunma odasına 39-28 önde gittik.
İlk yarıda Seimone Augustus 11 sayı - 4 asist, Sophia Young 12 sayı ile hücumda; Marina Kress 5 ribaund - 2 top çalma ile savunmada en etkili oyuncularımız oldular.
3. Periyot Çeyreğin başında Taranto daha etkili olurken Augustus ile farkın erimesini önledik ve ilk üç dakikayı 46-37 önde geçtik. İki takımın da skor bulmakta zorlandığı bölümde maç 49-42'ye gelince mola aldık. Moladan sonra Mahoney ile etkili olmaya devam eden Taranto, bitime bir dakika kala farkı 2 sayıya kadar indirdi: 51-49.
Ayhan Şahenk Spor Salonu'nu tamamen dolduran taraftarımızın desteği devam ederken Augustus'ın sayılarıyla son periyoda 55-49 üstün girdik.
4. Periyot Müthiş taraftar desteğini de arkasına alan kızlarımız, son çeyreğe etkili başladılar. İlk üç dakikayı 60-51 önde geçtik. Sonraki üç dakikalık bölümde iki taraf da sadece bir basket bulabildi: 62-53.
Bitime üç dakika kala Marina Kress'in üçlüğüyle yine 12 sayı farkı yakaladık ve final serisi bir anlamda 0-0'a geldi: 65-53! Ardından Sophia ile bir basket daha bulduk (67-53) ve Taranto mola aldı!
Karşılıklı top kayıplarının ardından son bir buçuk dakikaya aynı skorla girildi. Bu sırada Godin ile farkı 12 sayıya indirdiler ve bitime bir dakika kala fark yine 12'ye sabitlendi: 67-55!
36 saniye kala Godin ile bir basket daha buldular: 67-57. Yine mol aldık. Tek bir basketin bile şampiyonu değiştirebileceği 36 sanşyelik bölümde Marina'nın 2/2 serbest atış değerlendirdik ve fark tekrar 12 sayı oldu: 69-57!
20 saniye kala Seimone top çaldı ve faulle durduruldu. Taranto hemen mola aldı! Oyuna kenardan başladık. Topu Seimone'a verdik ama atışı sayı olmayınca maç 69-57 sona erdi ve karşılaşma uzatmaya gitti.
1. Uzatma Sophia Young ile hızlı başladığımız son 5 dakikanın hemen başında 76-59 öne geçtik! Işıl Alben'in serbest atışlarıyla son 2 dakikaya 19 sayı üstün girdik: 78-59. Ve kritik topları akıllıca kullanarak maçtan galip ayrıldık...
GALATASARAY AVRUPA ŞAMPİYONU!!! 3月11日
şifresiz
şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz
12 Mart perşembe saat 19:00 hamburg-galatasaray hotbird uydusu 11604 27500 frekansında ARD Das Erste kanalında şifresiz... 19 Mart perşembe saat 21:30 galatasaray-hamburg hotbird uydusu 11054 27500 frekansında ZDF kanalında şifresiz...
TÜRKİYEDE D-SMART TV ŞİFRELİ OLARAK YAYINLIYOR BİLGİNİZE
şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz şifresiz
HOTBIRT UYDUSUNDAN İZLEYE BİLİRSİNİZ AYRICA ASTRA 19.2 DEN DE YAYINLARI ALA BİLİRSİNİZ
NOT :KAYNAK HABER (UYDU HABER)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı
hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok,
ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır,
Hakk'a tapan milletimin istiklâl! 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış
canavar? Ben ezelden beridir
hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
İstiklâl Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda
yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim
milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir
ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma
bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra
helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir
hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?
Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları,
enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı
duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl
böyle bir imânı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış
canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni,
dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim
bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak'
diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid
oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet
vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak
toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin
tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak
emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki
şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O
zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp
kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman
yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı
hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok,
ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır,
Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
1月3日 TRT 6 KURTÇE KANALI 12685 H 30000 FREKANSINDA TEST YAYININDA.
UMARIM BİRŞEYLERİN DEĞİŞİMİNİN HABERCİSİ OLUR 12月30日
|
|
|
|
|
 |
Ordudan "Ermeni katliamı" belgeleri
Genelkurmay Başkanlığı'nın "Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın dizisinin 3 ve 4'üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları'nca yayınlandı.
Kapaklarında Ermeni terör örgütlerince 15 Temmuz 1915'te Diyarbakır Lice'de öldürülen Türkler ile yine 23 Temmuz 1915'te Diyarbakır'ın Hızırilyas Köyü'ndenkatledilen kadınlar ve çocukları gösteren fotoğrafların yer aldığı kitaplar Türkçe ve İngilizce yayınlanırken Osmanlıca orijinal belgelere yer verildi.
ATASE ve Denetleme Daire Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara yazdığı sunuşta "Dün, bugün ve gelecek çizgisinde, toplumların tarihten öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi.
Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin doğruluğunun belgelerle kanıtlandığına dikkat çekerken, "Tarihe mal olmuş olayların da bilimsel ölçütlerde değerlendirilmesi ancak belgelerle yapılabilir" dedi.
Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin hangi düzeylere vardığını gösteren belgelerin düşündürücü olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak göründükleri halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni terör örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti.
Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle dedi:
"Hukukun üstünlüğü prensibi, devletlerin temel prensiplerindendir. Bu belgelerde açıkça görülecektir ki Devlet, her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü prensibinden ödün vermediği için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da özenle sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde fırsat tanımamıştır."
EMİRLER PARİS MERKEZLİ
Kitaplardan 3'üncü ciltte Ekim 1914'te Talat Paşa ve Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla ilgili olarak yakalanan Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri, hazırlanan iddianame, suikast girişiminin dış bağlantısı, örgüt militanlarının kışkırtılması, yargılananlar hakkında verilen kararların dayandığı Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri yer alıyor.
3'üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise Türklere yönelik katliamları ve suikastleri gerçekleştiren Hınçak örgütünün karar vericilerinin "Paris merkezli" faaliyet göstermeleri ve oradan "emir" almaları. Tüm örgüt üyeleri Hınçak'ın Paris merkezli olduğunu ve emirlerin oradan alındığını açıklıyorlar.
ARTİN CİHAN GÜLYAN 9 ŞUBAT 1915 DEKİ İFADESİNDE ŞU AÇIKLAMALARI DİKKAT ÇEKİYOR :
-En büyük merkeziniz neresidir?Paris
-İstanbul merkezi nasıldır? İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya, Rusya, Amerika, ve İran'daki şubeler doğrudan doğruya Paris'e bağlıdır. Türkiye içindeki şubeler Türkiye merkezine bağlıdır.
-Genel kongreyi hangi merkez teklif eder? Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif eder."
HINÇAK ÜYESİ ARZRUNİ EFENDİ'NİN 10 ŞUBAT 1915 TARİHLİ İFADE TUTANAKLARINA ŞÖYLE YANSIYOR:
-O halde gerek Türkiye ve gerekse diğer devletlerdeki merkez ve şubeler tamamen Paris'e bağlıdırlar, değil mi? Onun tarafından bir kongre toplanması teklif edilirse, kabul etmeye mecbursunuz değil mi?
Evet, doğal olarak bağlıyız, kongre teklifini önceden söylemiştim. Teklif ettiği zaman kabul etmek zorundasınız."
Kilis Ermeni Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyan'ın ifadesinde ise "Kulüp defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne demektir" sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti üyelerini anlarız. Müfreze de partidir" yanıtı dikkat çekiyor.
Kitabın 4'üncü cildinde ise Ermeni emelleri, terör faaliyetlerine karışan Ermeni teröristlerin idam kararları ve Padişah Mehmet Reşat'ın buna ilişkin onay kararı, Hınçak örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son Hınçak Örgütü'nün ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli amaçlarının ifade edildiği bildirge ile bomba imha edip saklayanlar ile gizlice örgüt üyelerine verenler hakkındaki mahkeme kararları yer alıyor.
KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNTÜ VERİCİ EYLEM" DEYİMİ KULLANILDI
Hınçakyan örgütünün 7 numaralı genelgesinde ki "Geçirmekte olduğumuz önemli günler, Türkiye Ermenilerinin kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini belirleyebileceğinden şu anda illerdeki Ermenilerin azimli, kararlı ve kendilerine yakışacak surette hareket etmeleri lazımdır. İşte bundan dolayı ortaya çıkan durumu ve üzüntü verici eylemleri bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor. |
|
|
|
Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait orijınal yazışmalar ve nüfus kayıtlarının bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivinde, Ermeni soykırımı iddialarını çürüten belgeler yer alıyor. Van, Erzurum, Erzincan ve Kars illerinde Ermenilerce katledilen Türkler'in insanın tüylerini ürperten görüntüleri orijinal fotoğraflarla gözler önüne seriliyor... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait orijınal yazışmalar ve nüfus kayıtlarının bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivinde, Ermeni soykırımı iddialarını çürüten belgeler yer alıyor. Van, Erzurum, Erzincan ve Kars illerinde Ermenilerce katledilen Türkler'in insanın tüylerini ürperten görüntüleri orijinal fotoğraflarla gözler önüne seriliyor... | |
|
|
|
Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait orijınal yazışmalar ve nüfus kayıtlarının bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivinde, Ermeni soykırımı iddialarını çürüten belgeler yer alıyor. Van, Erzurum, Erzincan ve Kars illerinde Ermenilerce katledilen Türkler'in insanın tüylerini ürperten görüntüleri orijinal fotoğraflarla gözler önüne seriliyor... | |
|
|
|
Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait orijınal yazışmalar ve nüfus kayıtlarının bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivinde, Ermeni soykırımı iddialarını çürüten belgeler yer alıyor. Van, Erzurum, Erzincan ve Kars illerinde Ermenilerce katledilen Türkler'in insanın tüylerini ürperten görüntüleri orijinal fotoğraflarla gözler önüne seriliyor... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 90 yıldır özenle korunan Ermenilerin katlettiği Türkler'e ait tarihi belge ve fotoğraflar... | |
|
|
|
Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait orijınal yazışmalar ve nüfus kayıtlarının bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivinde, Ermeni soykırımı iddialarını çürüten belgeler yer alıyor. Van, Erzurum, Erzincan ve Kars illerinde Ermenilerce katledilen Türkler'in insanın tüylerini ürperten görüntüleri orijinal fotoğraflarla gözler önüne seriliyor... | | 12月29日
|
|
| Bombardıman devam ediyor
|
Hastanelerde yaralı koyacak yer kalmadı, cep telefonu ışığıyla ameliyat yapılıyor
29.12.2008 12:20
|
Gazze, İsrail bombardımanı altında ikinci gününü geride bırakırken, ikinci operasyon gününün sonunda, ölü sayısı 310'u, yaralı sayısı da 1420'yi buldu.
Bombardımanların yoğunlaşması, akaryakıt darboğazı yüzünden zaten zor durumda bulunan Gazze Şeridi'nde elektrik trafolarına ve kablolara da zarar verince, elektrik sıkıntısı had safhaya ulaştı.
Bundan en fazla, iki gündür aralıksız çalışan ve koridorlarda ameliyat yapan doktorlar etkileniyor.
Gazze'nin en büyük hastanesi olan Şifa'nın bir doktoru, AA muhabirine telefonla yaptığı açıklamada, "Şu anda sizinle konuşurken her tarafa bomba yağıyor. Son 10 dakika içinde 20 değişik yerden bombardıman haberleri geldi" dedi.
Patlamaların seslerinin çok net duyulduğunu belirten doktor, ambulansların artık bombalanan yerlerdeki ölü ve yaralıları almakta zorlandığını aktardı. Gazze'deki itfaiye araçlarından elektrik tamir araçlarına ve ambulanslara kadar her türlü aracın atılan füzelerin hedefinde bulunduğunu söyleyen doktor, ambulansların sadece bir bölümünün çalışabildiğini anlattı.
-CEP TELEFONU IŞIĞIYLA AMELİYAT-
Şifa hastanesi doktorunun verdiği bilgiye göre, elektrik kesintisi yüzünden bazı yaralılar cep telefonlarının ışığıyla ameliyat ediliyor.
Doktor, "hastanelerde yaralıları koyacak yer kalmadı. Koridorlar bile doldu. Sadece koridorda 30 kadar yaralıyı ameliyat ettim. Elektrik kesildi. Yaralılardan bazılarını, yakınlarının tuttuğu cep telefonlarının ışığı altında ameliyat etmek zorunda kaldım" dedi.
Filistinli doktor, telefon ışığı altında damar, sinir zedelenmesi gibi ameliyatları yaptığını belirtti ve şunları anlattı:
"Bombardıman sonrası hemen hastaneye gittim. Cesetler üst üste yığılmış vaziyetteydi... Bazılarının başı kopmuş; kiminin bacak ve kolları eksikti... Ama beni ve diğer doktorları en fazla şaşırtan, vücudunda hiç yara-bere bulunmamasına rağmen, inanılmaz şekilde beyin zedelenmesine uğramışların durumu oldu. Bu nasıl oldu bilmiyoruz...Bombalanan yerlerden 50 dolayında kişi böyle geldi ve durumları ümitsizdi... Bugün, en geç yarın ölürler diye bekliyoruz..."
"Ameliyat edilenlerin durumlarının pek parlak olmadığını, Gazze ile Mısır sınırındaki tünellerden bir miktar antibiyotik geldiğini, onlarla idare ettiklerini" söyleyen doktor, tünellerin 40'ının bugün bombalandığının hatırlatılması üzerine, "Evet, son hayat damarlarımızı da kesiyorlar" diye konuştu.
-"HİÇBİR ŞEYSİZ BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ"-
Bir başka doktor ise "Son iki günü günü çok zor yaşadık. Normalde, ambargo altında olmayan bir ülkedeki hastaneler bile, birkaç dakika içinde 300-400 yaralının geldiği durumdan etkilenir. Biz ise hiçbir şeysiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz" dedi.
Doktor, gelen ölü ve yaralıların durumlarını, "Ben doktor olarak bile etkilendim. İnsanın sınırlarını aşıyor" ifadesiyle anlatmaya çalıştı ve şöyle devam etti:
"Her köşede ölüm var. Ölümler, insanlara günlük zorluklarını, açlığını unutturdu. Unutturmasa bile geri plana attırdı. Ama zaten çok kötü bir noktaya gelmiştik Gazze olarak. O yok, bu yok... Evimde her türlü şeyle çalışan alet var; gazla, elektrikle... Ama hiçbiri çalışmıyor. Elektrik 6 saat geliyor, 12 saat yok. Sadece bombardımanların etkisiyle değil. Trafolara aşırı yük biniyor, kendi kendine yanıyor trafolar. Tamir ediliyor, beş dakika sonra yeniden yanıyor."
-İSRAİL ASKERLERİ OPERASYON HAZIRLIKLARINDA-
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde hava akınlarını sürdürürken, İsrail birlikleri de Gazze çevresinde yoğunlaşmaya başladı. Gazze ile İsrail sınırı arasındaki Erez geçiş noktasının hemen 300-500 metre civarında, askerler geçici üsler oluşturan İsrail ordusu, buralarda tankları ve zırhlı buldozerleri muhtemel bir kara operasyonu için hazırlamaya başladı.
Askerlerin konuşlandığı yerlere kadar gelen hahamlar, onlara destek veriyor. Askerlerle hahamlar, akşam dualarını birlikte ediyor.
Aynı yerde bulunan Bölge Koordinasyon ve İrtibat Ofisi Başkanı Albay Moşe Levi, hazırlıklar sürerken AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'ndeki durumdan Hamas'ı sorumlu tuttu ve şunları kaydetti:
"Biz 2005'te Gazze'den çekildik. Ne bir İsrail askeri kaldı, ne de bir sivil. Ama sonrasında ne oldu? Hamas burada bir terör ortamı yarattı. Mısır'dan Gazze'ye silah kaçırıyorlar. Her gün İsrail'in güneyindeki sivillere roket saldırıları düzenliyorlar. Bunu durdurmamız gerekir."
Moşe Levi, operasyonun tek amacının İsrail'in güneyindeki vatandaşlarının huzurunu sağlamak olduğunu ifade etti ve "İsrail, bölgenin en güçlü ordusudur. Her şeyi yapabilecek kapasitemiz var" dedi.
Muhtemel bir operasyon için hazırlanan askerlerin sayısını vermeyen ve operasyonun ne kadar süreceği konusunda tahminde bulunmayan Levi, güneyde düzenlenecek bir kara operasyonunun, İsrail'in Lübnan'la sınırında Hizbullah ile geçmiştekine benzer bir çatışmaya neden olup olmayacağı sorusuna, "Bizim için Hamas ile Hizbullah'ın farkı yok. İsrail ordusu, her ikisiyle de mücadele edebilecek güçtedir" cevabını verdi.
Bir kara operasyonunun, Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugaylarının da aralarında bulunduğu 3 militan grup tarafından kaçırıldıktan sonra, 2,5 yıldır Gazze'de tutulan İsrailli asker Gilad Şalit'in durumunu tehlikeye atıp atmayacağı yolundaki bir soruya karşılık da Levi, "Şalit'in hayatı Hamas'ın sorumluluğundadır" ifadesini kullandı.
Levi, bu arada Gazze'deki Filistinlilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere Filistin Yönetimi başta olmak üzere, Katar ve Ürdün gibi ülkelerle sürekli temas halinde olduklarını, insani yardımların geçişine onay vereceklerini belirtti.
İsrail kabinesi, Savunma Bakanı Ehud Barak'ın yedek askerlerin silah altına çağrılması talebine onay vermişti. 6700 yedek askerin orduya çağrılacağı bildirilirken, Bakanlar Kurulu Sekreteri Oved Yehezkel, "Önümüzdeki günlerde İsrail savunma kuvvetleri daha fazla yedeği çağıracak" dedi.
Savunma yetkilileri ise bazı yedeklerin Gazze çevresindeki yerleşimlerin korunması için harekete geçtiğini belirtirken, yenilerinin de çatışmaların şiddetlenmesi ihtimali üzerine, silahlı kuvvetlerin hazırlıklarını tamamlamasına yardımcı olacağı bildirildi. | | | 12月1日 1 Aralık Dünya AIDS Günü    Tespit edildiği 1981 yılından bu yana 40 milyon kişinin yakalandı. 29.6 milyon kişinin ölümüne neden oldu. AIDS, özellikle kadınları ve gençleri tehdit ediyor. BM: AIDS terör kadar tehlikeli... !!! BM, çağın vebası sayılan AİDS'in, dünya güvenliği açısından terörizm kadar tehlikeli olduğunu bildirdi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın isteği üzerine hazırlanan raporda, genel olarak enfeksiyon hastalıklarının insanlık için yarattığı tehlikeye dikkat çekildi, bu hastalıklardan yakın zamanda milyonlarca insanın ölebileceğine dikkat edildi.
Raporda, küreselleşmenin yayıldığı, dünyanın küçülerek adeta köy haline geldiği günümüzde, sanayileşmiş ülkelerin, gelişmemiş ülkelerden gelebilecek salgın riskinden korunmuş olmadıkları kaydedildi.
AİDS'in en fazla güney Afrika ve Asya ülkelerinde yayıldığı hatırlatılan raporda, en zengin ülkelerin sağlık güvenliğinin, en yoksulların salgın hastalıkları önleme becerisine bağlı olduğu vurgulandı.
İspanyol gribinden 1919'da yüz milyon kişinin öldüğü anımsatılan BM raporunda, benzer bir virüsün de ''kısa sürede on milyonlarca kişinin ölümüne yol açabileceği'' uyarısında bulunuldu. Raporda, AİDS'in uzun vadeli etkilerini bertaraf etmeye yönelik bir strateji belirlenmemiş olmasının kaygı verici olduğu da kaydedildi ve Güvenlik Konseyi'nin, ''barış ve uluslararası güvenlik açısından savaşlar, nükleer yayılma ve terörizm kadar tehlikeli olan'' AİDS konusunda özel oturum yapması önerildi.
AİDS'le mücadeleye ayrılan uluslararası fonların artmasına rağmen hastalığın yayılmaya devam ettiğini belirten BM uzmanları, hastalığın önlenebilmesi için yılda 10 milyar dolar harcamak gerektiğine işaret ettiler.     
11月23日 ÖĞRETMENİM
"Öğrenci gözüyle öğretmen" adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı: Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle "Ümmü" ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde "Ümmü" ile oynardı. Ümmü'nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına "Ümmü'yü kazandım" diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü'nün yaşantısını alt üst etti. Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü'yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü'yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.
Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü'yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü'yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.
Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. "Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum." Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü'ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, "Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu." dedi.
Ben de Başöğretmen Atatürk'ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.
Özlem ÖZTUĞ 11月13日
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ 
İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekilerini hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır.
İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.
Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir. Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.
Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür.
Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Okulu bitirip hayata atıldığımız zaman, bizi bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi hatırlamak, ziyaret etmek ya da bir telefon, kart veya mektupla hatırlarını sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır.
Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. 8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.
Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur. Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.
24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.
Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.  10月29日  BU VATAN NİCE ŞEHİTLER VERDİ BU TOPRAKLAR UĞRUNA VE VERMEYEDE DEVAM EDECEKTİR CUMHURİYETİN 85.YILI KUTLU OLSUN TÜRK ULUSUNUN 10月26日
Bir süredir çalışmaları devam eden TRT'nin çocuk kanalı TRT Çocuk 1 Kasım'da yayına başlıyor. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT 4 kanalını çocuklara ayırdıklarını söyleyerek "Sabah 07.00'de yayına başlayacak olan çocuk kanalı akşam 21.00'e kadar sadece çocuk yayınları yapacak" dedi. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin TRT Dergisi'ne yaptığı açıklamada, TRT Çocuk kanalının 1 kasım'da yayına başlayacağını söyledi. Şahin, yayınlarını İstanbul'dan gerçekleştirecek olan TRT çocuk için TRT 4 kanalını ayırdıklarını belirterek "Bizim kanalımız daha bize özgü, milli değerlerimizi taşıyan bir kanal olacak. İzleyen her çocuk mutlaka kendinden bir şeyler bulacak. Yani bizim kanalımız, Türk çocuklarının kanalı olacak" dedi. Şahin şunları söyledi: "Bizim değerlerlerimizi yansıtan bir kanal olmasına özellikle dikkat ettik. Onun dışında bir çocuk nelerden hoşlanıyorsa biz onları yayınlayacağız. Zaten bu kanalın ismini de çocuklarımız koyacak. Çocuklar bize isim önerilerinde bulunuyorlar. Bizler de bu önerileri yine çocukların oluşturduğu bir komisyonda değerlendirecek ve onların tercih ettiği ismi çocuk kanalımıza koyacağız."
-"ÇOCUK PROGRAMLARI VE FİLMLERİ AÇISINDAN ÜLKEMİZ SIKINTILI"-
TRT Genel Müdürü Şahin, ilk etapta yüzde 40 yerli, yüzde 60 ise yabancı yapımların ağırlıkta olacağını kaydederek "Bu kadar kısa sürede program açığını kapatmamız zor. Çocuk programları, filmleri açısından ülkemizde materyal sıkıntısı var. Türk yapımı programların azlığından dolayı ilk adımda yabancı ağırlıklı olan program akışı, kademeli olarak yerli yapımların lehine değişecek" dedi. Şahin şöyle devam etti: "Böyle bir ihtiyacın farkına varan yayıncılar, çocuk kanalına özgü malzemeler üretmeye başlayacaklar. Türkiye şu anda dizi zengini. Ülkemizdeki yapım şirketleri nasıl ki bugün bol miktarda dizi üretip satıyorsa aynı şekilde ihtiyaç olduğu için çocuk programı üretimine de geçecekler."
-"MİSYONERLİĞE DİKKAT EDECEĞİZ"-
Kurum tarafından daha önce ve yeni üretilen programların yanı sıra dışardan da program alacaklarını bildiren Şahin, yurt dışından alacakları programlar konusunda ise çok seçici olacaklarının altını çizdi. Şahin şunları söyledi: "Yerli malzemeyi ne kadar çok koyarsanız, izlenme oranınız o kadar artıyor. Dolayısıyla mümkün mertebe yerli yayın koyacağız. Onun dışında yurt dışından alacağımız programlar konusunda ise çok seçici olacağız. Çünkü bizim iyi niyetimize rağmen yabancılar daha misyonerce bakıyorlar olaya. Kendi dini propagandalarını çocuk filmlerinin içerisine sokuşturuyorlar. Bundan daha arınmış bir yapı ortaya koyalım istiyoruz. Biz ise program içeriklerinde ısrarla bir mesaj verme konusu üzerinde durmuyoruz. O biraz misyonerlik gibi geliyor bana. Çocuklarımıza uygun programlar verdiğimizde, onlar kendi özümüzü muhafaza etseler yeter bize"
-"DAYATMACI BİR MANTIK OLMAYACAK"-
Çocuk kanalında dayatmacı bir mantığın olmayacağına işaret eden TRT Genel Müdürü Şahin, "Son derece samimi yayınlar yapacağız. Örneğin Anadolu'dan yayınlar var. Mikrofonu çocuklara verecekler, çocuklar günlük yaşantılarında ne yapıyorlarsa o ekrana yansıyacak. Her şey doğaçlama gelişecek. Yani programlarımızda 'hazır ol' gibi bir takım dayatmacı felsefe hiçbir zaman yer bulmayacak" dedi.
- 07.00-21.00 ARASI SADECE ÇOCUKLAR İÇİN YAYIN YAPILACAK-
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, çocuk kanalının sabah 07.00'de yayına başlayacağını saat 21.00'a kadar ise sadece çocuk yayınları yapacağını söyledi. Şahin, 21.00'den sonrası içinse henüz tam bir karar vermediklerini belirterek "Üç alternatif var. Ya bu saatten sonra müzik yayını yapacağız, ya belgeseller yayınlayacağız ya da saat 24.00'e kadar belgesel, sonrasında spor veya tersi şeklinde düşüncelerimiz var. Bunun için kamuoyu araştırmaları yapıyoruz" dedi. TRT 4'ün çocuklar için olan yeni formatıyla 1 kasım'da izleyenlerin karşısında olacağını kaydeden Şahin şunları söyledi: "TRT Çocuk kanalı gündüz 0-14 yaş aralığındaki çocuklarımıza hizmet ederken, akşam da 15-24 yaş aralığındaki gençlerimize yönelik yayın yapacak. Yani çocuk kanalı geceleri gençlerimizin hizmetinde olacak. Gündüz çocuk, gece de müzik, belgesel ve spor yayını yapan bir gençlik kanalı oluşturuyoruz. Bu kanal için önemli bir yatırım planlaması yapıldı. Mümkün mertebe yüksek çözünülürlüklü dijital kameraların yeni kanalımızda kullanımına özen göstereceğiz. Son teknoloji ne ise onları bu kanalda kullanmak istiyoruz. Bu bir anlamda diğer kanallar için öncü bir açılım ve deneme niteliği de taşıyor." Şahin ayrıca bir çocuk dergisi üzerinde de çalıştıklarını söyleyerek "Dergiyi Ocak 2009'a yetiştirmek için çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca çocuk kanalına ait bir internet sitesi de yapım aşamasında" dedi.
|