İKOCAN 的个人资料ihsancelep照片日志列表更多 工具 帮助

日志


8月20日

Ramazan İle İlgili Hadis-i Şerifler

Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir.
(Müslim, 6, 60)
Ramazan'da orucunu tutup da Şevval'den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir.
(R. Salihin, 1259)
"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, Ramazan orucu tutmak, Kabe'ye haccetmek, zekat vermek" 
(Tirmizi, İman 3, (2612))
Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i"tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah (sav)'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler
(Müslim, İ"tikaf 5, (1172))
Resulullah (sav)"a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, Ramazanın tamamında!" diye cevap verdi.
(Ebu Davud, Salat, 824, (1387))
Bir kadın Resulullah (sav)"a gelerek: "Ben haccetmek için hazırlık yapımştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?" "Ramazan"da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu. 
(Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95)
Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.
(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.
(Müslim, Sıyam 2, (1079))
Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur.
(Tm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432))irmizi, Sav
Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.
(Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214)
Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!
(Tirmizi, Daavat 110, (3539)
Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın).
(Müslim, Sıyam 164, (1161)
Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.
(Tirmizi, Cihad 3, (1624)
Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Tirmizi"nin rivayetinde şu ziyade var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.
(Tirmizi, Savm 5)
Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.
(Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)
Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.
(Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721)
Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.
(Tirmizi, Savm 74, (797)
Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.
(Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723)
Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.
(Tirmizi, Cihâd 3, (1624))
Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!
(Müslim, Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259))

2月13日

SEN BENİM YAĞMURLARIMDA GEZİNEMEZSİN ÜŞÜRSÜN


Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben


SEN BENİM YAĞMURLARIMDA GEZİNEMEZSİN ÜŞÜRSÜN...!:

"0" dan başlayacak...

...Eger "9" canlı olsaydın bile...
...En fazla "8" kez kaçabilirdin ölümden...
...Bilki "7" düvele sultan olsan dahi...
...Yerin "6" mekan olacak sana...
...En fazla "5" metre kumaş     götürebileceksin...
...Kapatacaksın
"4"
açsanda gözünü...
...Bu dünya "3" günlük dünya...
...Azrailin yanında "2" kat olup yalvarsanda nafile...
...Elbet "1" gün öleceksin...
...Işte o zaman herşey "0" dan başlayacak...
12月29日

....


Bir yilda iyi dostlar olabiliriz,

 Gelecek yil, çok iyi dostlar olabiliriz,

Ondan sonraki yil  hep konusmayada biliriz,
   
Ve hiç konusmakta istemeyebiliriz daha sonraki yil,
  
O yüzden sadece demek istiyorum ki,  
  
Eger birgün seninle hiç konusmasakta, 

Sen teksin benim için ve sen benim dünyami degistirdin

Seni izliyorum, saygi duyuyorum, ve taktir ediyorum

Bunu bütün arkadaslarina gönder

Her zaman konusmuyor olsanizda

 Her zaman birbirinize çok yakin olamasanizda

  
Ve bunu sana gönderene gönder.   
  
 
Eski arkadaslarinada gönder ki onlari unutmadigini bilsinler,
   
 Ve yenilerede, ki onlari da asla unutmayacagini bilsinler
   
 Hatirla, herkesin bir dosta ihtiyaci var,
 Birgün, belki kendine DOSTLARIM YOK dersin,
   
O zaman bu yaziyi hatirlat kendine,


    ve rahatlat kendini onlari düsünerek GÜLÜMSE

5月3日

KORKULARIM

Bugün bir  his var içimde sanik
volkan misali çıkacak içimden yüreğimin ta derinliklerinden
sonsuz bir güç kanatlarına alıyor beni
Bedenimin sıcaklığı siddetle artıyor nefes alamıyorum
Boğuluyorum sanki derin derin nefes aldım
 
korktum...
 
Ne oluyordu bana
Hani hırçın denizde yüzen sandal misali savruluyordum
Tedirgin ve yorgundum
Gölgemde bile farklılık arıyordum
Korkularımın ardından baka bilecekmiydi
 
Bilemiyorum....3768_Kopia-Kopia-143754_Kopia-Kopia-843755_Kopia-Kopia-903766_Kopia-Kopia-173770_Kopia-Kopia-82
 
4月28日

ERKEK DEDİĞİN

ERKEK DEDİĞİN


Seni elinin tersiyle degil avucunun iciyle kavrayacak.Bileceksin ki emin ellerdeyim,
baskasi tutamaz elimi boyle.Rahat olacaksin yaninda,cok konusmayacak,
beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin
kadar dusunecek. Sen onu merak ettiginde kendisine hesap soruluyor
havalarina girmeyecek. Senin
inceligine karsi umursamaz sozler
sarf etmeyecek.

Adamin sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine cikarmayacak, sanki
sen onun icin varmissin her ne zaman istese emrine amadeymissin, o ne
yaparsa yapsin her istediginde yaninda elinin altinda olacakmissin
triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiginde, sen ona
kayitsiz sartsiz asikmissin gibi havalara girmeyecek.Erkek dedigin
ilgi gordugunde ilgiyle,sevgi gordugunde sevgiyle karsilik
verecek.Erkek dedigin,sen onun icin kendine baktiginda, sirf ona daha
guzel gorunmek icin giyinip kusandiginda hicbir sey olmamis gibi
davranmayacak. Ruhunu oksamasini bilecek.Romantik olacak kimi gun
habersizce kucaginda ciceklerle cikip gelecek.Ozel gunleri unutmayi
marifet sanmayacak.
Kayitsiz olmayacak senin
butun zerafetine karsi.
Gercekten seven
bir kadin sevgi ve ilgi bekler, erkegine verdigi askin karsiliginda
kucuk bir tatli soz, kisa bir mesaj, bir cagri bile onu mutlu
edebilir. Erkek dedigin butun bunlari cebinden para harciyormus gibi
cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayi, cok aramayi sevmem demeyecek. Her sey kendi istedigi
gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi caninin istemesine baglamayacak
her şeyi.
Erkek dediginin, hissettigiyle yaptigi sey arasinda ucurum
olmayacak.Cesur olacak cesur.
Seni seviyorum derken korkmayacak, baska seylerin arkasina
gizlenmeyecek.
Seviyorum deyip bir sonraki perdede kacmayacak, ozluyorum diyorsa
gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.
Erkek dedigin askina sahip cikacak. Korkak olmaz erkek
dedigin. Erkek dedigin iyi sevisecek. Koyun
gibi yatmayacak, bir an once su is bitse demeyecek.
Asksiz yatmayacak yataga ve sen bunu bileceksin. Bir baba sefkatiyle
seni alnindan optugunde bileceksin ki sevgisi gecici ve zayif
degildir.Ve sevgiyle optugunde dudaklarindan bileceksin ki Opusun tek
sebebi sehvet degildir.

Erkek dedigin aldatmayacak. Aldatmak
basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dedigin.
Aldatiyorsa sevmiyor demektir.Erkek dedigin yakisikli olacak, cekici
olacak ama bundan cok daha ote bir sey...
Zeki olacak. Kadinin kucuk yalanlara,bahaneler e
inanmayacagini, kendisini kendi gibi tanidigini bilecek.Kadinin
zekasini kucumsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir
hamur gibi karmasini bilecek, o hamura kendisi katmasinida.
Degerlerini
bir anlik hevesler ugruna satmayacak.
Namussuzlugunu, ahlaksizligini ancak ve ancak seninle yataktayken
kullanacak.Yan gozle hatun kesmeyecek, ustune sevgili edinmeyecek.
Erkek dedigin once sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayir gelmez. Bir bakarsin ki
yillar sonra bu adamla ne yataga sigiyorsun, ne topraga... Koluna
girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alip sevismesini de.
Babaligini da bilecek, ana-babaya hurmet etmeyi, kadir kiymet
bilmeyi, vefakarligi, fedakarligi. ..Erkek dedigin seni koruyacak,
kusatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacagini bileceksin.
Pisirik olmayacak erkek dedigin.Erkek dedigin erkek olacak guzelim.
Seni sadece sen oldugun icin sevecek.Parayla pulla, kariyerle, gucle,
kimin ne dedigiyle
hareket
etmeyecek. Hem sevgilin,hem arkadasin, hem dostun, hem baban, hem
cocugun olacak,huzurla bagrina basacaksin.


CAN DÜNDAR
3月18日

BİZ TÜRK MİLLETİYİZ SÖZE NE HACET

BEDELİ ÇANAKKALE'DE ÖDENDİ

   Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi         (1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli  (tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “maksureli” ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. Bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.                                             .                                                    

            Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini (Mehmet Muzaffer’in Destanını ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor:

Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. (Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’ de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz ’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.  Galatasaray Lisesi öğrencisi iken gönüllü Çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayı Mehmet Muzaffer Bey'in alayının otomobillerine lastik satın almak için bir gecede (1916 yılı baharı) yaptığı sahte 100 liranın ön yüzü. Paranın altında "bedeli Çanakkale'de altın olarak ödenecektir" yazılıdır. Teğmenliğe yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yılında Gazze'de şehit düşmüştür.

Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mubayaasına onu memur etti. İcap eden paranın kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam Yarbay ’ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazır ol da duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “ Oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :

“ Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...

Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...

Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.

Doğru tüccar Yahudi’ nin yanına gitti:

“ Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”

Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.

“Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”

Yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.

Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:

“ Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”

Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

Sahte paraya gelince...

Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.    

ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

 

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.


İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."
Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.


"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?
Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

 

ÇANAKKALE SAVAŞINDA KADINLARIMIZ

ÇANAKKALE CEPHESİNDE KADIN SAVAŞÇILARIMIZ

Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale’de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.

Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avustralya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.

“Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “... Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avustralyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç”

Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, “Keskin nişancı Türk kadınları” ve “Türk kadın savaşçılarını” anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları’nın daha birçok yönü, genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir.

2月22日

YÜREKLİ İNSANLARIN MEMLEKETİ

SENSİZ OLURMU BU MEMLEKET

VATAN ASLA BÖLÜNMEZ

YÜREGİMİZLE YÜRÜYEREK GİRİYORUZ TUTMAYIN ÜLEN

canımız

 
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
bundan güzel bişey olabilirmi dünyada
 
2月17日

AŞK

 

1) Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye, kalbiniz deli gibi
çarpmaya başlıyorsa…
Bu AŞK değil HOŞLANMAKTIR!

2) Ellerinizi ondan çekemiyor, sürekli dokunmak, sarilmak istiyorsanız…
Bu AŞK değil ARZULAMAKTIR!

3) Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız…
Bu AŞK değil YALNIZLIKTIR!

4) Herkes onunla olmayı beklediği için onunlaysanız…
Bu AŞK değil SADAKATTIR!

5) Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız…
Bu AŞK değil KENDiNE GÜVENSiZLiKTiR!

6) Üzülmesini istemediğiniz için sadece onunlaysanız…
Bu AŞK değil ACIMAKTIR!

7) Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoşgörüyorsanız…
Bu AŞK değil ARKADAŞLIKTIR!

8) Bütün gün ondan başka hiçbir $ey dü$ünmediğinizi ona söylüyorsanız…
Bu AŞK değil KOCA BIR YALANDIR!

9) Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız…
Bu AŞK değil YARDIMSEVERLIKTIR!

Ama eger…
O üzgünken sizin de kalbiniz aciyorsa…
Işte bu AŞKTIR!

Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadiğinizi dü$ünüyorsanız… Işte bu AŞKTIR!

O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayifliği hissedebiliyorsanız…
Işte bu AŞKTIR! 
 
güzel bir alıntı teşekkür ederim
2月15日

NE KADAR GÜZEL DEĞİLMİ

HAYATIN AKIŞINA KAPTIRMIŞ GİDİYORUZ. DOĞA ,OKADAR GÜZEL Kİ!!! YA BU GÜZELLİĞİ, SADECE RESİMLERDE ARIYORUZ OYSA YAŞAMAYI BİLMİYORUZ. HEP SAYFALARDA HEP HAYALLERDE ARIYORUZ ...

AMA HAYAT BU MU?

ZAMANI DURDURAMAYIZ AMA ZAMANI YAŞAYA BİLİRİZ

2月7日

HAYAT GERÇEKTEN GARİP

 

HAYAT

Eğer biraz dahda ömrüm olsa idi;
...
Büyük bir ihtimalle tüm düşündüklerimi söylemezdim, ama tüm söylediklerimi düşünürdüm...
...
Eşyalaradeğerlerine göre değil de, ne anlama geldiklerine göre değer verirdim...
...
Daha az uyur, daha çok rüya görürdüm.
Çünkü gözümüzü ne zaman bir dakika kapatsak ışığı altmış saniye kaybederiz...
...
Başkaları geri dururken, ben yürürdüm...
Diğerleri uyurken, ben uyanık kalırdım...
Başkaları konuşurken, ben dinlerdim...
...
Güzel çiolatalı bir dondurmayı nasıl da seve seve yerdim.
...
Eğer bir yüreğim varsa, nefretimi buz üzerine yazar ve güneşin çıkmasını beklerdim.
...
Dikenlerin acısını hissetmek için gülleri gözyaşlarımla sulardım, taç yapraklarını kızılca öperdim.
...
Biraz daha ömrüm olsaydı...
Tek günümü, sevdiklerime onları ne kadar sevdiğimi söylemeden geçirmezdim
NOT:bu yazı alıntıdır teşekkür ederim