İKOCAN's profileihsancelepPhotosBlogListsMore Tools Help

 

 

                                                 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Photo 1 of 28

HABERTÜRK

Loading...Loading...
November 14

harika

ERDAL SARIZEYBEK PAŞA-AYŞE ve ŞEMDİNLİ

 

Şemdinli'den çıktım yola Aktütün'e doğru… 

Şemdinli'de en çok korktuğum nedir bilir misiniz? Ölmek mi? Hayır. Peki ölmekten öte bir insanı ne korkutabilir sizce? Garip ama ölmekten öte beni korkutan varsa o da düşünceler… Evet, evet düşünceler… Düşünmek ne zor! Düşünüp de varsa aklınızdaki sorulara cevap bulmak ne zor! Olması gerekeni düşünüp de yapamamak! Ben öldüysem beni teröristler öldürmedi, beni öldüren düşünceler. Yaşıyorsam beni yaşatan da düşünceler… Düşünmemek en kolayı; baskın, pusu, mayın, köylere gitmesi gereken erzak, köylülerin zor yaşamı, yardım edememek, yardıma gidememek. ‘'Allah'ım bana yardım etmek istiyorsan düşüncelerimi durdur, artık hiç düşünmeyeyim!'', ölmekse bunun adı, ben çoktan razıyım. Beni öldüren korku değil, tehdit değil, teröristin mayını, bombası, roketi değil… Ölüm ben de düşünceyle başlıyor; yaklaşık iki bin vatan evladı, binlerce bana inanan insanlar ve bir yanda ailem. Doğru mu değil mi ama gerçek olan şu ki, ben kendimi unuttum… İki yıl süren Şemdinli cennet ve cehenneminde, ben ne düşündüğümü ve de neyi düşünmediğimi de unuttum… Unutamadığım, Şemdinli, askerlerim ve vatandaşlarım, onun dışındaki hayat bana yabancı oldu sanki…

Her şey nasıl değişti, ben nasıl değiştim bilmiyorum. Ben de sizlerden biriyim. Siz nasıl bir hayat yaşıyorsanız, ben de öyle yaşıyorum. Şimdi bu hayat yok… Üzgün müyüm, hayır! Mutlu muyum, hayır! Peki ya sevinçli ya da mutsuz muyum, hayır! Peki, öyleyse nedir beni öldüren ya da yaşatan? Anlatayım:

Biz sizle artık dost olduk, siz beni anlıyorsunuz ben sizi. Onun için size içimi dökebilirim. Size her şeyi açıkça anlatabilirim ve bugüne kadar kimseye söylemediklerimi size söyleyebilirim, çünkü dostuz biz. Biz ve siz, ne çakal gibi kuzu postuna gireriz ne de değişse bile devran mertliğimizi bozarız. Biz bizi anlarız, biz bizi biliriz, anlatayım;

Dedim ya, Şemdinli'den çıktım yola Aktütün'e doğru…

Şemdinli'ye nasıl ve ne şekilde geldiğimi biliyorsunuz. Teröristleri tanıyorsunuz; pusu, mayın, ateş, ölmek, öldürmek… Yollar size aşina, vadidekiler sizin dostunuz. Kış geldi, gedikler kapandı. Köylüye erzak lazım. Nasıl gidecek? Bir yanda yollar bir yanda teröristler. Köylü garibim ne yapsın, güveneceği tek bir devlet var. Devlet yabancımız değil, bizim devletimiz! Dedim ya ölüm kolay düşünmek zor. Bildiler beni devlet ve döndüler dolaştılar sonunda bana geldiler…

Üzümkıran; sade, sessiz, kendi halinde bir köydü bir zamanlar. Anlattıklarına göre; vakti zamanın birinde, onların ataları yemyeşil ve bereketli topraklarda mutlu ve huzurlu bir yaşam sürermiş. Baba oğlunu yanına alır ok atmayı, çift sürmeyi öğretirmiş. Bütün gün durmadan çalışır, akşam olunca yorgun argın eve gelir, yemeklerini yer ve mışıl mışıl uyurlarmış.

Sonra aradan yıllar geçmiş ve köye tanımadıkları, kimi Ermeni, kimi Suriyeli, kimi İranlı bir takım yabancılar gelip gitmeye başlamış. Köyün yaşlıları cin mi cin, hemen gitmişler kaymakama, polise, jandarmaya; '' aman kaymakam bey, aman komutan, aman amirim, bize bi hal oldu, ne olduğu bilinmez kimseler köyümüze gelip gitmeye başladı. Merak ettik, sorduk: ‘'siz necisiniz, naparsınız, nerden gelip nereye gidersiniz'' diye. Dediler ki,'' biz Apocuyuz, çıktık dağlara sizin için savaşırız ''.

'Amanin!' Abooo! Kimdir bunlar, ne için savaşırlar? Apo neymiş, kimmiş, nerden gelmiş '' diye merakla baktık birbirimizin yüzlerine. Köyümüzün büyüğü yaşlı ağamıza gittik. Anlattık durumu, dedi ki'' merak etmeyin evlatlarım, devletimiz var, o bilir napacağını, gidin anlatın devlete' ' dedi. Biz de size geldik beğim.

Kaymakam genç, pırıl pırıl, takım elbiseli, elbisesinin de rengi kravatına ne yakışmış, dinledi can kulağıyla bizim masum, temiz, saf Üzümkıranlıları. Kafasını salladı ağır ağır ‘ 'ya, ya, demek öyle, hımmm' ' dedi usulcana. Üzümkıranlılar sevindi, koskoca kaymakam, kafasını salladığına göre biliyordu işini. Sevindiler, koşa koşa gittiler emniyet amirine. O da genç, aslan gibi, hürmette kusur etmedi, ağırladı bizim Üzümkıranlıları. Üstelik çay bile söyledi. Ah Ah görmeliydiniz bizim dağdan inenleri, ne mutluydular, devlet onları bağrına başmıştı. Amir taralı saçlarından elini geçirerek, ‘' Apo ha! Kimmiş o? Duydunuz mu hiç ismini? '' deyince hep bir ağızdan cevap verdi Üzümkıranlılar'' vallah yoh! Hiç duymadık'' . Sevinme sırası amire gelmişti'' Oh be demek Apo diye biri yokmuş!'' dedi kendi kendine. ''Merak etmeyin, biz hallederiz'' diye cevap verirken, o bile bilmiyordu nasıl halledeceğini.

Karakoldan çıkanlar bu sefer doğruca jandarmaya gittiler, olur ya bir olay çıkarsa devlet onları mesul tutmasın, desinler ki biz haber verdik. Komutan yaşlı başlı bir albay. Kaşları çatık, gün görmüş geçirmiş biri. Tek tek dinledi köylüleri. Bir bakışta anladı bir şeylerin olup bittiğini. Bu yıl da son senesiydi orada, üç ay sonra batıya dönecekti. Eşi ve çocukları dört gözle onu bekliyordu.

ERDAL SARIZEYBEK PAŞA-Yedi Milyon Dolarlık Terörist - Dağdakiler

Yedi Milyon Dolarlık Terörist - Dağdakiler Yazdır

“Değerli milletvekilleri, terörde 30.000–35.000 insanımız kaybedilmiştir. Maddi kayıp, doğrudan harcanan paralar ve dolayısıyla kaybettiklerimizle beraber tahminen 200 milyar dolardır. 200 milyar dolar, 300 katrilyon Türk Lirası eder ve bugüne kadar ölü veya sağ olarak ele geçirilmiş, bertaraf edilmiş, pasifize edilmiş PKK’lı sayısı 29.000-30.000 civarındadır.
 Bu hesabı özellikle iyi dinlemenizi istirham ediyorum. 30.000 PKK’lı ölü veya sağ bertaraf edilmiştir ve 300 katrilyon Türk Lirası harcanmıştır. 1 PKK’lının bertaraf edilmesinin devlete maliyeti 10 trilyon Türk Lirasıdır.
10 trilyon Türk Lirasıyla bir PKK’lı bertaraf edilmiştir!”
Hüseyin ÇELİK, AKP Van Milletvekili, 2001

-           Adın ne senin?
-           Rubar.
-           Gerçek adın ne?
-           Ahmet.
Oldukça zayıftı, kara ve kuru, kısa boylu, esmer mi esmer tenli.
-           Nasıl katıldın bu örgüte?
-           Beni on yaşında iken köyümüzden kaçırdılar. Seni kaymakam yapacağız, dediler. İş vereceğiz, maaş bağlayacağız, devletimizi kuracağız, dediler.

-           Ya sen kimsin?
-           Çiyan.
-           Nerelisin?
-           Suriyeli?
-           Neden katıldın bu örgüte?
-           İşsizdim. Ayda 50 dolar maaş vereceklerini söylediler, bu yüzden katıldım.
Anladım; bu zayıf, kara ve kuru, kısa boylu, esmer mi esmer tenli olanların içinde ne ararsanız vardı; on yaşında kaçırılanlar, kandırılanlar, iş bulma umuduyla örgüte katılanlar, macera arayanlar, anasının dırdırından bıkanlar, sevdiğine kavuşamayanlar, aşiret baskısı ve kan davalarından kaçanlar. Ne acı! Örgüt, çaresiz doğu halkımız için bir iş bulma kurumu ya da psikolojik danışmanlık, belki de sosyal hizmetler merkezi olmuş; her derde deva oluyor. Katılanların ise, geri dönme şansları pek yok; ya öldürecekler ya da ölecekler! Bu ne biçim kader?
İnanın, bunların içinde şu ya da bu şekilde örgüte katılıp da sonradan pişman olmayanı pek azdır. Ama örgütün yöneticileri bunu bildikleri için, önce bunları eyleme zorlar, katil yapar. Sonra da, “Siz asker öldürdünüz. Askere sığınırsanız o da  sizi öldürür’’, der ve korkutur. Bu zayıf, kuru ve karalar ne yapacağını şaşırır; kaçsa örgüt öldürecek, teslim olsa belki asker öldürür. İki ara, bir dere meselesi bu.
Belli ki çocukken iyi beslenememiş Rubar; boy oldukça kısa, vücut ufak ve ince, sanki gelişimini tamamlamamış bir varlık gibi. Saçlar kıvırcık ve kirli. Yüz yanık, avurtları çökmüş. Eller nasırlı, duygusuz. Ama ayak kasları güçlü, dağ taş demeyip günlerce yürümekten. El bilek kasları güçlü, yalçın kayalıklara  tırmanmaktan. İşaret parmak kasları ise çelik gibi, hain kurşun atmaktan. Mide ufalmış, bir avuç bulamaçla günlerce yaşamaktan. Başkaca bir özellikleri yok zaten; güç yok, kuvvet yok, atiklik yok, hepsi bu bunların. Hepsi birbirine benziyor; ufak tefek, kara ve kuru.

Üzerinden çıkanlara baktım; eski bir sırt çantası, içinde bir yanık tabak, bir avuç un, bir defter anılar için, başka bir şey yok. Üstünde haki bir elbise peşmergelerin giydiğinden cepleri boş, ayağında mekap, çorapsız, her bir şeyi kir, kirli, günlerce su yüzü görmemiş. Bir Kaleşnikof piyade tüfeği, beş şarjör, yüz elli mermi. Dört el bombası Rus tipi, eski, paslı. Beline sardığı uzun mu uzun bir kuşak, metrelerce. Bu; Yüksekova Uzunsırt’ta komando teğmenini şehit etmek için kayalıklara tırmandığı kuşak! Bu; Aktütün Bayrak Tepe’de “hudut namustur’’ deyip vatan borcu için askerlik yapmaya gelen yirmi iki vatan evladını şehit etmek için kayalıklara tırmandığı kuşak! Sonradan anladım ne işe yaradığını bunun; tırmanmak ve beline sarıp açlığı azaltmak yani bir avuç bulamaçla günlerce yürüyebilmek için.
Ufak tefek, kara ve kuru olarak tanımladıklarım sayıca çoktu, belki binlerce. Hepsi de dağda. Beyin yok, düşünce yok, bilinç yok, acıma yok, duygu yok, bir başka bunlar, tanımı zor. Hepsinin küçük yaşta örgüte götürüldüğü kesin, on ila on beş yaş arasında. Hepsinin günlerce, aylarca, yıllarca aç ve susuz dağlarda zorla yürütüldükleri kesin. Düşünmelerine, sevmelerine, yeşilin güzelliğini görmelerine izin verilmediği kesin. Üç beş lafın, Marks gibi, Lenin gibi öğretildiği kesin. Bunları yöneten ne derse o olur; kendileri düşünemez, muhakeme edemez, karar veremez. Pişmanlık yasası, eve dönüş yasası filan boş bunlar için. Ne varsa ne yoksa, bunları yöneten İmralı gibi yerdekiler.
90’lı yıllarda bu dağdakiler, onbeş kişilik gruplar halinde dolaşırdı arazide. Grup başını saymayın ve de yardımcısını, çünkü onlar iri, yarı ve de iyi beslenenler sınıfındandır, geri kalan on üçü ufak tefek, zayıf, kara ve kuruydu. Her grupta en az iki RPG-7 Roketatar, bir ya da iki Biksi otomatik tüfek bulunurdu. Kalanlar Kaleş piyade tüfeği yanında dört el bombası ve bir de sırt çantası taşırdı.
Gene o yıllarda devletin bir jandarma karakoluna en az on grup birleşerek saldırıya geçerdi, korkularından. Köylere ise, vatandaşımız savunmasız olduğu için bir grupla rahatça girer, küçük yaştakileri kaçırır, kadın ve çocukları ise erkekliklerini göstermek için kurşuna dizerlerdi. Bir de üstüne üstlük bu masum vatandaşlarımızın evlerini ve ahırlarını yakarlar, sürülerini çalarlardı. Silahlı kuvvetlerimizin kararlı mücadelesi sonucu bu dağdakiler azaldı, testi gibi kırıldı. Kimileri kaçtı, kimileri Barzani’ye sığındı, kimileri Talabani’ye ama çoğu öldü dağlarda.
Sonra yıllar birbirini kovaladı, devran döndü, mertlik bozuldu, sayıları azaldı ama bu sefer hain düşüncelerle, hain pusularla, hain bombalarla ortaya çıktılar. Dağlarda üç beş kişilik gruplar kurdular. Karakollara saldırı yerine yollara mayın döşediler uzaktan kumandalı kendileri gibi, haince patlattılar, şehit ettiler askerimizi, korucumuzu, vatandaşımızı. Artık teröristtin de teröristliği kalmamıştı; yerdekiler dağdakilerin önüne geçmişti siyasi kol ve kanatlarıyla, belediye başkanlarıyla, Avrupa Birliği masalıyla ve de bizi yönetenlerin gafletiyle.
Peki, bunlar dağdan iner mi?
Kendi haline kalsalar inecekler ama yerdekiler rahat vermiyor ki; İmralı var konuşan, siyasileri var konuşan, Barzani var, AB var, Amerika var, Mossad var konuşan. Bir bunların sesini kesebilsek!

Sizce bunlar, bu dağdakiler ne ki?
Gerçekten bunu bir sosyologa, psikologa, doktora sormalı; bir insanoğlu,  küçük yaşta insanlık dışı bir uygulamaya maruz kalırsa yıllar boyu, o insandan ne olur? İnsan olan, insanlığından çıkar mı acaba, bilmek için sormalı bir bilene.
Medyanın ve dünyanın terörist dediği, bizce teröristten ziyade bir robot özelliği taşıyan bu katillerin hepsi beş bin ise, dört bini dağdakidir; ufak tefek, zayıf, kara ve kuru ama simsiyah, gözler simsiyah, bakışlar simsiyah, duygu yok, düşünce yok. Garip bir varlık bunlar, ne olduklarını bilmek için tanımak gerek. Bizce bunları yani bu dağdakileri, yani bu ufak tefek, kara ve kuruları yok etmek için bir şehit vermemiz gerekiyorsa, bu bir şehidi vermeyelim. Yazıktır şehidin anasına, yârine, evladına. Bizce, şimdilik bırakalım dağda kalsınlar. Bunların korktuğu neydi? Yerden gelen sesler, onlara kumanda edenler. İnanın bu yerdekileri yok edin, dağdaki ufak tefek, kara ve kurular şaşıracak, ne yapacağını bilmeyecek, panikleyecek, kedi gibi pusacak bir taşın altına. Sonrası kolay; önce beklerler, baktılar yerden gelen ses yok, gene beklerler korkularından, gene ses yok, yavaş yavaş, tıpış tıpış dönerler geldikleri yerlere. Gelmezlerse bu onların sorunu bizim değil, tek tek ölürler bir dağın, bir taşın ardında, kimse de ağlamaz arkalarından.
92’de Şemdinli’ye geldiğimde, o vakte kadar hiç terörist görmemiştim. Kimdi bunlar, neyin nesiydi, bilmiyordum. PKK’yı anlamak demek , dağdakilerle yerdekilerin kim olduğunu bilmek, coğrafyasını tanımak demektir. Dağdakilerin halini anlatmak size zordur çünkü anlamak zordur dağdakileri. Ama bilmek istemeseniz de dağdakiler bizimdir, onlar  da bizim dağdakilerdir.
Yıl 92 olup da çatışmalar artınca, her çatışmada onlarcası yere devrilince, kampları ele geçirilip haritadan silinince, Irak kuzeyi teröristler için güvenli yer olmaktan çıkınca, bu terörist dediğimiz hainlerden arta kalanlar  bir bir teslim olmaya başladı. O zaman gördüm bunların kim olduğunu; gözler siyah, saçlar siyah, düşünceler siyah, yürek siyah kısacası simsiyah bir varlık olduklarını gördüm bunların. Çok düşündüm, bunlar neyin nesidir, diye. Girdiğimiz çatışmalarda yaptıkları planları inceledim. Geçtikleri katır ve keçi patikalarından günlerce yürüdüm. Yattıkları bir taşın altında ben de günlerce yattım, anlamak için neyin nesiydi bunlar, diye? Onlarla konuşmuş olan köylüleri buldum. Ben de konuştum onlarla anlamak için dağdakilerin düşüncelerini, düşmanınızı bilmeden yok edemezsiniz ki. Sonunda anladım ki bunlar; bir dağdakiler bir de yerdekilerden ibaret.
Dağdakilerin içinde kadın olanını görünce inanın şaşırdım!

  1. Senin adın ne?
  2. Zelal.
  3. Nerelisin?
  4. Tuncelili.
  5. Ne zaman katıldın örgüte?
  6. 1988 yılında.

Kısa boylu, esmer, kıvırcık saçlı bir kadın. 16 ya da 17 yaşlarında. Yüzünün yanıklığı ve sert çizgileri yaşını gizliyor. Gözler simsiyah, ürpertici ama anlamsız, ışıltı yok. Korkuyu sezebiliyorsunuz bakışlarında; kapana kısılmış çakalın gözlerindeki korku gibi, başına neler geleceğini bilememenin korkusu. Devamlı gece yürüyüşleri vahşileştirmiş, sanki yırtıcı bir hayvan. Haki elbisesi içinde hafif kilolu gözüküyor ama değil, zayıf, kara ve kuru. Toprak rengi şalvar tipi pantolonu, beline sıkıca sardığı  kuşağı ile garip bir görüntüsü var. Bakışları, duruşu, sesindeki mekanik ton, ilk bakışta bir kadın olduğunu bile düşündürmüyor insana. Ama o bir kadın, adı da var; Zelal. Siz bilmeseniz de kadınca duyguları var içinde gizli kalmış ama içgüdüsel bir duygu, insani değil.

Bir köye girdiğinde, bir kadını buluyor  konuşmak için. Kimseye söyleyemediği derdini onlara rahatça anlatabiliyor. Hatırlar mısınız, Konur’da size bir terörist kadının bir hikayesini anlatmıştım :
‘’Bir gün benim vadidekilerle bölgeyi geziyoruz. Geleli belki bir hafta olmuş ya da olmamış, o dağ senin bu dağ benim gezip duruyoruz vakit geçirmek için. Hava temiz, güneş bol, etraf yemyeşil. Bir dağ başında koyu bir sohbete daldık korucularla çayımızı içerek. Biri dedi ki:“Komutanım. Bizim hanım Mehendi Deresinin oralarda koyun otlatırken bir bayan terörist görmüş. Yanaşmış ona ve konuşmaya başlamışlar. Bayan hamile miymiş neymiş. Birkaç gün görüşmeleri devam etmiş. Çok korkuyormuş bu bayan. Zira örgüt içinde hamile kalanları öldürüyorlarmış. Aradan biraz zaman geçmiş, bayan terörist artık görülmez olmuş. Benim hanım dedi ki, mutlaka bunu öldürmüşlerdir.” 
Korucunun anlattığı hikaye dokunmuştu bana, üzüldüm. Teröristliğin de bir raconu olmalıydı, diye düşündüm. Çünkü bu olamazdı, insana yakışmazdı; ilişki kur, hamile kalmazsa iyi, kalırsa öldür. Bilmiyorum ki hayvan türlerinde bile böylesine bir anlayış olabilir miydi?’’
Dağdakilerin kadın olanı öldürüyordu kadınlığına rağmen, acımasızca öldürüyordu. Bilmem ki, öldürürken, ‘’bu da bir insan, Allah’ın yarattığı bir can’’ diyor muydu? Korktuklarından eminim; bir çatışmada ölmekten, yaralandıklarında terk edilmekten ya da “heval” dedikleri yoldaşları tarafından öldürülmekten. Öldürdüklerini kestiklerini de gördüm ama anlatmak istemiyorum bunu zira hayali bile zor, acı geliyor bana, dayanamıyorum. Ne biçim bir ruh halidir bu? İntikam deseniz, değil. Nefret deseniz, değil. Çok vahşi, çok ilkel bir öç alma duygusu bu. Aslında duygu da değil, hayvanlara özgü bir güdü, bir refleks.
Bazen düşünüyorsunuz, bunlar “kadın” diyorsunuz, belki “bir ince ruh”  vardır kenarda köşede diyorsunuz. Gözleriniz “saklı kalmış bir insani duygu’’ arıyor ama yok! Boşuna aramayın, yok! Olur belki demeyin, yok! Olmasına da zaten imkân yok! Saymayın yüreği hain, bakışı hain, aklı hain olanları, küçük yaşta kandırılıp kaçırılıp dağa çıkarıldıktan sonra, ana sevgisi yok, şefkat yok, merhamet yok olduktan sonra, eğitim yok, öğretmen yok, bilgi yok olduktan sonra, kalır mı hiç insan da insanlık! Asıl hesabı onları bu hale getirenlere sormalı ama biz hala soramadık! Bakın Abdullah Öcalan ne diyor, dağdakilerin kadın olanı için : ‘’Kızlar karşıma çıkıyor, en değme artistin ulaşamayacağı kadar ulaşıyorum. Kürtlük adına namussuzluktan başka ne var?’’
Dağdakilerin kadını ile erkeği arasında bir fark yok, aynı; duygusuz, kapkara, düşüncesiz, bomboş. Bakmayın Marks, Lenin falan, demiştim size, onlar anlamaz. İnanın onlar neyi anlayıp neyi anlamadıklarını da bilmez. Acıma yok,  merhamet yok, hep hainlik, hep kalleşlik! Verin eline bıçağı, beni sizi gözünü kırpmadan kessin, doğrasın, gözümüzü oysun. Bir varlık bunlar, hem de canlı bir varlık ama simsiyah!
Binbaşı Ersever’i tanıyorum yıllar öncesinden, yürekten mücadele etti PKK ile. Varlığı korkusuzca ortaya koydu ve bir çok operasyona katıldı, bir çok teröristin ifadesini aldı. Irak’taki PKK varlığını her yönüyle deşifre etti, Barzani ve Talabani’nin kirli oyunlarını ortaya çıkardı. Size anlatmaya çalıştığım dağdakileri en iyi tanıyan ve anlayanlardan biri de belki O’ydu. Bizi yönetenler dağdakiler için sivrisinek, doğudaki halkımız için bataklık tabirini kullandılar uzunca bir süre. Ama kimse ne sivrisineği anladı ne de bataklığı. Ersever ise bu sivrisinekleri tanıyordu çünkü bataklık dedikleri halkımız içinde uzun yıllar kalmıştı bizim gibi. Apo’nun onlar için ne düşündüğünü de iyi biliyordu. Bakın o nasıl anlatıyor dağdakileri :
‘’1992 yılı başlarından itibaren Botan-Behdinan ‘’kurtarılmış bölgesine’’ çok sayıda yeni eleman aktarıldı. Öyle ki, Türkiye’nin dört bir yanında oluşturulmuş olan eleman temin etme ve toplama merkezleri, ağlarına düşürdükleri gençleri hızla ve çok rahat bir biçimde, turistik geziye gönderir gibi dağlara gönderiyordu. Böylece Apo’nun elinde harcamakla bitiremeyeceği kadar çok sayıda genç insan birikiyordu.

Şemdinli’de Sınırı Aşmak, anı, Erdal Sarızeybek, Pozitif yayıncılık.
Üçgendeki Tezgah, anı, A.Cem Ersever, KİYAP yayın-dağıtım.
Üçgendeki Tezgah, anı, A.Cem Ersever, KİYAP yayın-dağıtım.

Abdullah Öcalan bunların akın akın geldiklerini görünce eskilere dönüp ‘’Sizlere hiç ihtiyacım yoktur, havalara girmeyin, kendinizi bir şey zannetmeyin, eğer adam gibi davaya hizmet edecekseniz edin, yoksa hepinizden hesap sorarım’’ demekteydi.
Etrafında binlerce ölüme mahkum, kişiliğini kaybetmiş, kendini ifade etmekten aciz, her serüvene kayıtsız şartsız boyun eğen insan bulunan megolaman Apo, elbette herkese saldırmaya cesaret edecekti. Neden etmesin ki? Böylesine sürü gibi güdebileceği bir kalabalığa sahipken, neden kendini dev aynasında görmesin? Neden maceradan maceraya atılmasın? Yani bu adamları neden istediği gibi kullanmasın?
Sınır karakolları baskınlarında daha çok bu zavallı, sürüleştirilmiş(düşürülmüş) kişiler kullanılıyordu. Her baskından sonra askerin karşı ateşi ile önemli bir kısmı da ölüyordu. Ama hiç önemli değildi. Çünkü bunlardan çok vardı. İstemediğin kadar. Temininde de güçlük çekilmiyordu. Adeta kendi ayaklarıyla geliyorlardı. Apo adamlarına talimat verirken,’’Kürdistan’da her ailede başıboş dolaşan çocuk var. Kızlı erkekli her aileden iki üç tanesini kaparsanız yüz binlerce insan eder. O kadar da zor değil, zaten aile reisleri bunları beslemekten acizdir. Çoğu oğlunu kızını gönüllü verir, öyle dövünüp sızlanmazlar. Sonra o gençler de sevinerek yanımıza gelirler. Evlerinde çoğu huzursuz, aile içinde eğreti duruyorlar. Gençlik bunalımlarını en yoğun biçimde yaşıyorlar. Kolundan tuttunuz mu kolayca koparıp getirirsiniz. Biraz da ilk geldiklerinde ortamı güzelleştirdiniz mi,  evlerinden ayrıldıklarında sevineceklerdir’’, diyordu. İşte Apo, Kürt insan malzemesini böyle kullanıyordu. Böyle değerlendiriyordu. Onu, kanı dökülmesi gereken bir nesne olarak görüyordu. Sonuçta ne umuyordu?’’
Bu kitaba konu olan teröristin dağdakileri bunlar işte. Apo’nun sivrisinekleri işte bunlar. Devlete yedi milyon dolara mal olan bizim teröristimiz işte bunlar. Biz yıllarca bu dağdakilerle savaştık, öldük ve öldürdük. Uzun zaman geçti dağlarda, dağdakileri yok etmek uğruna. Uzun geceler, uzun yollar. Çok şehit verdik, çok da terörist yok ettik. Hâlâ da amacımız bu; dağdakileri yok etmek ama öğrenemedik bir türlü, dağdakileri yok etmekle terörün de teröristin de bitmeyeceğini. Ama adı PKK’ysa bunun, yıllar boyu hiç kahrolmadı! Ölüsünün yedi milyon dolar ettiği bir ülkede, terörist kahrolur mu hiç!
İnanın acı doluyum. Geçen yıllar her gün bir bir geliyor gözümün önüne; dağlar, keçi patikaları, bir taş altında mevziler, yırtık elbiseler ve tabanı düşmüş postallar. Çatışmalarda yardıma gelemeyenler, yardıma gidemeyenleri gördüm, bizim için de, dağdakiler için de. Teslim olan dağdakileri gördüm, konuştum çok. Yetmiş üç vatan evladını kahramanca savaşırken gördüm, kahramanca şehit olduğunu da. 92’de Alan Karakoluna altı kişi ile yardıma gittik, beş kişi ile döndük, acısını duydum yıllar boyu, unutmadım hiç. Yok olacaklarını anlamadan, ayakta onlarcasının üstümüze geldiğini gördüm. Yedikleri her mermi ile düşe düşe yok olduklarını ama kalanların gene ayakta üstümüze gelmeye devam ettiğini gördüm, ölümün ne olduğunu bilmeden. Üç santim yanlarına düşen merminin ardından gelenin kendilerini öldürebileceğini düşünmediklerini daha doğrusu bunu anlamadıklarını gördüm. Karakol bahçesinde şehit ettikleri bir vatan evladının hücum yeleğini üstüne giyip oynayanına rastladım. Şehit ettikleri askerlerimizin çelik başlıklarını giyip göğüslerini kabarttıklarını ama aynı anda yediği bir mermi ile şehidin kanının hesabını verdiklerini gördüm. Bu bir oyun, bu bir şehit kanıyla senaryosu yazılmaya çalışılan bir oyun. Hain, sinsi ve kalleş, ihanet dolu ve para dolu bir oyun…

Biz gene dönelim kara kuru, ufak kemikli dağdakilere. Onları anlamak, ne menem şey olduklarını bilmek, ne düşündüklerini öğrenmek için çok sıkıntı çektik biz. Dedim ya günlerce, haftalarca, dağlarda keçi patikalarında yürüdük. Sonunda anladık ki; bu dağdakilerin muhakeme, irdeleme, değerlendirme, düşünme, tehlikeyi sezip ön alma gibi taktiği taktik yapan kavramları bildikleri yok! Bu şu demek: Bu dağdakilerin beynine ufak bir mikroçip yerleştir, basit programları yükle, uzaktan kumanda ile yönet, demek.
Basit olan bu program nedir?
Şu: Üç adım ileri beş adım geri. Sağdan üç roket, soldan mevziye gir. İki el bombası at. Sonra tetiği çek ve öldür! Gördüğün, bulduğun ne varsa öldür! 
Bunlar robot, duygusuz, hain, kalleş bir robot. Bunlar makine, ölmek ve öldürmek üzerine programlanmış. Başka karmaşık şeyler aramayın. Sakın, “bunlar ne biçim terörist, onca asker baş edemiyor bunlarla’’ demeyin. “Niye bu kadar şehit veriyoruz, bunların gücü ne kadar çok ’’ demeyin. Hainlik parayla mı? Geceden yola mayını gizle, askeri araç geçerken patlat, beş şehit! Bu onların güçlü olduğunu mu gösterir? Gir köye, masum kız, kadın, genç, yaşlı demeden kurşuna diz! Bu onları güçlü mü kılar? Ya da Bingöl karayolunda yaptıkları gibi, indir otuz üç silahsız askeri, yanında iki öğretmen iki sivili, kurşuna diz! Bu güç mü? Bu insanlık değil! Bunalr robot, duygusuz, hain, kalleş bir robot!
Siyasilerimizin, ‘’dağdan insin, ovada siyaset yapsın’’, dedikleri bunlar işte. Ne dersiniz? Bunlar siyaset yapabilir mi sizce?
Şimdi gelelim bunların yerdekilerine. Yerdekilerin bir karargah takımı vardır, bir de yönetenleri yani liderleri, örgütün üst düzey kadroları ama bunlar biraz farklıdır dağdakilerden.
–          Senin adın ne?
–          İskender.
Güngörmüş birine benziyordu, okumuş, belli ki küçükken iyi beslenmiş.
-           Nasıl katıldın bu örgüte?
-           Biz devletimizi kuracağız.  Ben Diyarbakır bölge sorumlusuyum.
Bunun gibilere daha önce de rastlamıştım Töreli Vadisinde, anlatmıştım size:
– Zinar konuşan Kartal. Söz veriyorum, size bir şey olmayacak, teslim olun!
O zamanlar moda, teslim olan teröristler anlatıyor; aman askere teslim olmayın, öldürürler sizi, diye propaganda yapıyorlar. Amaç kimse kaçmasın, teslim olmasın. Bunlar bizi bilmez ki, biz kime el kaldırmışız aman dileyen! Ben konuşmaya devam ettim. Muhabbetimiz bir saat kadar sürdü. Sonunda, dayanamadı terörist:
– Atatürk adına söz veriyor musun?
Ben şaşırdım. Terörist Atatürk’ü tanıyordu. Bir yandan da gururlandım, belli etmeden. Durur muyum hiç:
– Söz veriyorum! Atatürk adına söz! Kimseye bir şey olmayacak.
Sessizlik ve sonra:
– O zaman Atatürk devrimleri adına da söz ver, dedi.
İnanın daha çok şaşırdım. Bu can pazarında, Allah’la baş başa iken, aklına Atatürk gelmesi ve aman dilemesi! Soruyorsunuz şimdi; bu terörist bizim Atatürk’ü nerden bilir, devrimleri nerden, diye? Ama biliyormuş!  İnanamadınız değil mi? İnanın, bu olayın tanıkları hayatta hâlâ. Aslında düşünmek lazım bunu, incelemek lazım. Anladığım, baş sıkışmadıkça, Atatürk akla gelmiyor bizim ülkede! Ben söz verdim Atatürk adına, Atatürk Devrimleri adına ve iki terörist geldi teslim oldu, silahlarıyla birlikte.

Hesaplaşma, Töreli Vadisi, anı, Erdal Sarızeybek, Pozitif yayıncılık.

Çoğu yaralı, harap bitap, insanlıktan çıkmış; hiç heyecan bile yoktu yüzlerinde, sanki yaşayan ölüler! Pişmanlık içinde anlattılar birer birer, Diyarbakır bölgesinde yaptıkları kötülükleri.
Zinar bu, vücudu bakım görmüş bir varlık olduğunu gösteriyor renginden, şeklinden, el ve ayak uyumundan ve de bakışlarından. Bakışlar, diğer kara ve kurulara göre farklı, daha bir başka. Gözlerde bir ıstırap var, bir acı var, hissediyorsunuz. Aldatılmışlığın ve çaresizliğin pişmanlığı bu. Hani bir davaya inanır da ihanete uğrarsınız ya da davanın, inandığınız dava olmadığını anlarsınız ya da her ikisini de görür ama geri dönemezsiniz, geri dönemezsiniz de gözlerinizde garip bir bakış belirir ya işte onun gibi bir şey bu; acı dolu, aldatılmışlık dolu, pişmanlık ve çaresizlik dolu. Bu bakışları ben Töreli’de gördüm. Hepsi de üst düzey yöneticisiydi bu katillerin, hainlerin. Hepsinin de bakışları birbirine benziyordu, ıstırap ve çaresizlik dolu. Bunlar karargâh takımıydı, plan yapan, program yapan, kendi kendilerine düşünen ama düşündükleri ile yaptıkları farklı olan ya da düşündüğünü yapamayan, yapamadığı düşüncelerini yüksek sesle söyleyemeyenler bunlar. Bunlar gibi sadece terörist mi var? Bir de bizim atanmışlara bir bakın; bunlar gibi çok da onlardan var, gerçeği görmek ve söylemek yerine duymak istenileni söyleyen, bakın etrafınıza göreceksiniz.

–          Ya sen kimsin?
–          Karayılan.
–          Görevin ne örgütte?
–          Merkez yöneticilerindenim.
Yapın bir istatistik, iri kemikli ve semirmiş olanların hepsi ama hepsi yöneticidir. Çatışmalara uzaktan katılır bunlar, hem de çok uzaktan. Zira kurşunu yiyince öleceklerini bilirler. Bakın Abdullah Öcalan’a, bakın kardeşine, bakın Karayılan’a, hepsi iri kemikli ve semirmiş sınıfına girer, yani yönetici, yani ölümden korkan, devletten korkan, yasalardan korkan. Öcalan yakalandığında ilk ifadesi ne oldu: Benin anam da Türk’tür. Ben Türkleri severim.
Bu gruptakilerin en büyük özelliği, öldürmeyi öğretirler dağdakilere. Bir avuç bulamaçla günlerce yürütürler, uyutmazlar, bir nevi beyin yıkama metodudur bu. Hafızanızı silerler, duygularınızı yok ederler. Örgüte katılanların derhal kimlikleri toplanır, ne varsa üzerlerinde niye alınır sanırsınız? İşte bunun için; kişiliğini yok etmek, geçmişle bağını koparmak, sürü haline getirmek için. Para bunlardadır, alışverişi bunlar yapar. Dağdakiler paraları toplar, bunlara verir. İnanın dağdakilerde ben hiç para görmedim, ne tabanca, ne de içi dolu sırt çantası.
Dedim ya bu yöneticiler, bu iri yarı semirmişler ölümün ne olduğunu iyi bilir ve kaçar. Aslında bunlar yasalardan da korkar uygulanacağını bilirse eğer. Ama bunların elebaşını yakalar da, adam yerine koyar da, sağa sola talimat vermesine göz yumarsanız, dağlara seslenmesine izin verirseniz, hele ki bundan medet umduğunuzu da bir bilirse, sizinle alay eder ve de bir güzel dağdakileri, yerdekileri ve siyasilerini idare eder. İşte bu yüzden şimdilik dağdakileri, dağdan indirmek zordur yerdeki sesleri kesemediğimiz için.
Bu cinsten olanların sayısı öyle sandığınız kadar fazla değildir. Yönetici kadro, çok çok yirmi kişi elli kişi yüz kişi. Bunların bir miktarı Irak’ta, bir miktarı İran’da, bir miktarı da Avrupa’dadır. İran’dakiler sınır boylarındaki kaçakçılıktan gelen paraları toplar, kaçaklığı organize eder. Irak’takiler, Barzani, Talabani, Amerika ve İsrail ile koordinasyonu sağlar, dağdakilere kumanda eder, örgüte bin bir umutla gelen yeni katılımcılara, sanki öğretim görevlisiymiş gibi ders ve konferans verirler. Tabii hemen sonra dağa gönderirler.

Bu iri kemikliler yaşadığı sürece inanın dağdakiler, bunların korkusundan inemez, kaçanı öldürürler. Avrupa’dakiler ise, garip gurbetçilerimizin ekmek parasını alır, yılda milyonlarca dolar haraç toplar, uluslar arası ilişkileri yürütür. İnanın bana bu dün de böyleydi, bugün de böyledir.
Dikkat edin Barzani ve Talabani kardeşlere, yıllardır PKK’dan kaçıp onlara sığınanlar oldu, kaçını bize teslim ettiler? Edemezler. Ederlerse örgüt biter. Örgüt biterse onlar da biter. Zira bu sevimli kardeşler bize kafa tutamadıkları için, biz de, daha çok demokrasi, daha çok insan hakları peşinde olduğumuz için, demokrasi adına dünyada eşi ve benzeri görülmedik bir şekilde bu hainlere bir şey yapamadığımız için, hainlerin hainini idama mahkûm edip sonra her ne hikmetse müebbet hapis cezası verdiğimiz için, bu cezayı bile adam gibi infaz edemediğimiz için, dağdakileri dağda tutanlara bir şey yapmadığımız için, işte Barzani-Talabani kardeşler bunlar yoluyla bize kafa tutar! İş bununla da bitmez, siyasi kol ve kanatları, belediye başkanları da kafa tutar! Kime? Devlete! Bize! Ülkesini sevenlere, vatan için, bayrak için ölenlere, şehitlere, kanunlara, halkımıza! Bunun adı ihanet değilse nedir? İnanın çirkin ve kanlı bir oyun bu.
Terör denince hep bizim dikkatimizi dağdaki teröristlere çekiyorlar. Siyasilerimiz kafa kafaya vermiş düşünüyor, ‘’ bu dağdakiler nasıl iner’’, diye. Halbuki bunlar dağdan inse hepimizin başına bela olacak ama kimse bunun farkında değil! Allah’tan teröristler de farkında değil. Bu dağdakilerin hepsi anlaşıp da, bir anda hepsi birden dağdan inse, bir inse ortalık toz duman olacak, farkında değiller! Nasıl mı?
Gelin sizinle bir hesap yapalım, diyelim ki şu anki terörist sayısı beş bin olsun. Buna göre, başta katillerin elebaşısı olsun şu an İmralı’da yatan, etrafındaki kadroyla birlikte sayısı bin olsun. Geriye kalan dört bin nedir bilir misiniz? Dağdakiler.
Hadi diyelim ki bu dört bin kişi silah bırakıp, bazılarının istediği gibi dağdan indi. Ne yapacaksınız? Bir kere sizin ceza evlerinizin kapasitesi bunları kaldırmaz. Af mı çıkaracaksınız yer açmak için? Yapın bunu yapın da zaten güvenlikten yoksun milletimiz kendi ülkesinde yaşayamaz hale gelsin! Önce size şunu sorayım, dağdan inecek bu katilleri siz tanıyor musunuz? Yani kimin ne suç işlediğini, kimin kim olduğunu biliyor musunuz?
Hayır.
Niye hayır? Şunun için; zamanında halkı koruyamadık terörden ve kaçırılmaları önleyemedik. Bunlar hakkında ya “örgüte üye olmaktan” ya da “kaçırılarak örgüte mal edilmekten’’ fiş açtık. Peki, hepsi için cumhuriyet savcılarımız hazırlık soruşturması yapıp da suç delillerini toplayıp da gıyabi tevkif müzekkeresi çıkardı mı? Çıkaramaz ki! Çünkü terörle ilgili işlenmiş suçların neredeyse tamamı faili meçhul. Faili meçhul ne demek, o suçu kimin işlediğinin belli olmaması demek. Açıkçası bu katil robotlar; yola mayın döşedi, karakola saldırdı, öğretmenimizi, polisimizi, askerimizi, vatandaşımızı öldürdü öldürmesine ama kimin kimi öldürdüğü bilinmiyor. Sonradan ele geçen dokümanlardan biraz delil bulunabildi ama bu hukuken ne kadar geçerli olacak; bir sanığı 250 kişilik avukat ordusu savunmaya kalkınca, üstelik Avrupalı dostlarımızın refakatinde!

Diyelim ki, ceza verdiniz, yer buldunuz ve hapse attınız. Bizde etkin pişmanlık var, meşruten tahliye var, af var, nasıl olsa bir gün hapisten çıkacak, girecek aramıza ve kardeş kardeş yaşayıp gideceğiz. Peki, bu katiller işsiz, ekmek parası yok, üstelik cahil, nasıl iş bulacaksınız zaten milyonlarca işsizin yanında? Bulamayacaksınız. Peki, ne olacak bunlar? Gene terörist, gene katil robot! Nasıl mı? Hani kılık değiştirir gibi ad değiştiren bir parti var ya, işte onun yanına gidecekler iş bulmak için. Genel Kurmay Başkanımız örgütün işbirlikçilerinden bahsetti, ‘’çok tehlikelidir bunlar’’, dedi.  işte en güzel işbirlikçi bunlar olacak, hem de tecrübeli, eğitilmiş, üstelik ucuz, bini bir para. Ne yapacağız o zaman? Her gün toplumsal olay, kadın çoluk çocuk önde, tahrip talan. Bu duruma Avrupalı dostlarımız seyirci mi kalacak sanırsınız? Koşa koşa gelecekler, laf hazır: “Türkiye sınıfta kaldı insan hakları dersinden, böyle olursa zor girersiniz AB’ye, ya dersinizi iyi çalışın ödevinizi günü gününe yapın, ya da AB’yi rüyanızda görürsünüz. En iyisi siz daha çok demokrasi getirin.’’ Onların demokrasi, insan hakları dediği ne biliyor musunuz? Başta Öcalan’a af, örgütün lider kadrolarına af, sonra bu teröristlere siyasi haklar, ana dilde eğitim, bölgesel özerklik yani önce siyasi sonra fiili bölünme. Böyle gidersek eğer, bu gidişe dur, demez isek eğer, hainlere hesap sormaz isek eğer, bir gün Abdullah Öcalan’ı Mustafa Kemal’in, Türk milletinin büyük meclisinde görürseniz, şaşırmayınız!
Peki bu dağdakiler, dağdan inerse ne olacak? Peki, ne yapmalı bu belayı savuşturmak için? Bana kalırsa tez elden, her vilayette ıslahevi türünden, yarı hastane yarı hapishane gibi yerler açmalı. Hem cezalarını çekmeli bunlar hak ettikleri, hem de yurttaş ne demek öğretilmeli, bayrak ne demek, vatan ne demek! Bir yandan tedavi edilmeli, diğer yandan ekmek parası kazanabilecek bir meslek öğretilmeli. Çete başı onları nasıl terörist, katil robot yaptıysa, biz de onları önce insan yapmalı ve insanı sevmeyi öğretmeliyiz. Bunu yapamayacaksak eğer, bırakınız dağda kalsınlar, gün gelir bahar karları gibi erir giderler. Ama bunlar dağda kaldığı sürece yerdekilerin gücünü yok edemezsiniz. İmralı’ya güç veren onlar, Barzani’ye güç veren onlar, DTP’ye güç veren onlar.
İmralı’daki Abdullah Öcalan, siyasi kol ve kanatları dağdakilerin teslim olmamaları konusunda sürekli talimat göndermektedir. Zira bu kişilerin teslim olması halinde yerdeki teröristlerin gücü de ortadan kalkacaktır. İmralı’yı İmralı yapan kimdir? Dağdakiler! Dağdakileri dağda tutan kimdir? Yerdekiler!
Yerdekilerin hal çaresine gelince. Yerdekiler adam olmaz! İmralı, siyasi kanatları adam olmaz, bunların belediye başkanları adam olmaz, lider kadroları adam olmaz. Onların işi bu, öldürmek, öldür talimatı vermek! Onlar zaten arkalarında katil robotlar olmazsa yaşayamaz. Onlarda ne yürek var, ne de bilek. Kalleşlik onlarda, hainlik onlarda, ellerine maşa alıp masum insanları öldürtmek onlarda. Kendileri ortaya çıkıp zaten erkekçe bir şey yapamazlar. Yakalayın onları, atın hapse, sadece yaptıkları kötülükleri sayacakları kadar bir ceza verin. Göreceksiniz; bize ve ülkemize yaptıkları kötülüklerin belki daha yarısını sayarken ömürleri orada bitecek.
Size dağdakileri anlattım, sizce kim bunlar, bilesiniz istedim. Bunlar, doğudaki halkımızın çaresizliği, seçilmiş ve atanmışlarımızın gafletidir. Bu çaresizlik yok olmadıkça, bu gaflet son bulmadıkça, dağdakiler bitmez, terör bitmez, terörist bitmez.
Şimdi bize mozaik diyorlar. Bize diyorlar ki kültür zenginliği. Kimlik meselesi diyorlar, alt kimlik üst kimlik diyorlar. Hiç birine inanmayın! Onlar biziz, bin yıldır beraber yaşayan biz. Ama ne oldu, ne değişti, devran niye döndü de, şimdi bir teröristin ölüsü yedi milyon dolar ediyor. Bunu ben demiyorum, bunu, Bakan Hüseyin Çelik söylüyor. 200 milyar dolar harcadık, diyor. Bu nasıl iş? Bu paraları İnsanımızı yaşatmak için harcamış olsaydık, zaten terör hiç olmazdı ki. Ama ölüsü yedi milyon dolar ediyorsa bir teröristin, o ülkede terör biter mi hiç! İhanet çaresizlikte. İhanet çaresizlikte, ihanet parada, ihanet koltukta. Herkes biliyor ama biz görmüyoruz.

November 13

TRT'DEN YENİ BİR KANAL DAHA TRT MÜZİK YAYINDA



TRT MÜZIK YAYINDA !!!

FREKANS BILGILERI: 11.096 MHz Horizontal SR=30000, FEC=5/6
November 12

tabiki bu hafta NEFES'filmini izlemeye sinamaya gitmeli

ben izledim amerikan fimlerine salya sumuk bakmaktansa ve onların yapmacık insancıl görunen rollerinden ziyade yasntımızda derin izleri anlatan bu filme tabiki varım
 
'Nefes' Güneydoğu'daki Irak sınırına yakın bir ilçede komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesin'deki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikayesidir.

Buz gibi sulardan geçtiler,tepelere tırmanıp,yamaçlardan indiler...
Güneşte kavuldular,iki gün iki gece...
Ellerinde tüfekleri...Sırtlarında evleri...
Yüreklerinde sevdikleriyle...

Sınır nedir,neresidir bilmezdi çoğu...
Emir almadıkları, emir vermedikleri bir hayattan,
herşeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde
 sınırı gördüler...

Mevzilerde beklediler... Korudukları telsizlerden analarıyla,babalarıyla,sevgilileri ile görüşmek için telefon sırası beklediler...

Kendilerinin neyi beklediğini bilmeden günlerce aylarca beklediler Karabal Tepede....
 
 
November 10

ATATÜRK'Ü SAYGIYLA ANMAK

Bu gün ulu önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün hayata gözlerini yumduğu gündü yani 10 kasım bu günde insanlar genelde onun için saygı duruşu yaparlar.ve konunun anlam ve önemini arz edecek şekilde davranırlar ve bugün ne gördüm biliyormusunuz bu vatanın kurulmasında emeği geçmiş bir insan için 1 dakikayı çok gören bir zihniyet olduğunu gördüm bir dahiye bir yaşam felsefesi bir ilke ve inkılaplar bırakan bu yurdu kurda kuşa,amerikan mandacılarına,AB tiroykasına rus kominizmine iran rejimine kaptırmadan bu günlere getiren insana sirenler çalmaya başladığında normal bir şekilde hiç birşeyden aldırmadan yürüyen yobazlar gördüm bunlara ne derseniz deyin bunlar kalas laftan anlamaz insanlar biliyorum..
 
Ve saygı duruşunda aklıma ne geldi biliyormusunuz...yürüyenlerin ayaklarına çölme takayım yere düşsünler fakat saygı duruşunu bozacaktım yapmadım bu insanlıktan yoksunlara,ve aklıma bir başka şey takıldı insanlar hür ve özgürdüler kimsenin düşüncesine karışamazdım haklıydılarda ama yiine aklıma şu takılmışdı o yaşamıyordu ve ölmüş bir insana saygı duymayan bir insan topluluğu yaşasaydı şimdi ne yapardı acaba diye düşündüm....NE BÜYÜK BİR İNSANSIN SEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ruhun şaad olsun
November 02

Konuşulan konu ERDAL SARI ZEYBEK TEN VASİYET ÖLÜNCE BENİ AKTÜTÜNE GÖMÜN

 

Alıntı

ERDAL SARI ZEYBEK TEN VASİYET ÖLÜNCE BENİ AKTÜTÜNE GÖMÜN
 
ÖLÜNCE BENİ AKTÜTÜNE GÖMÜN;
 
O bölgeyi karış karış bilenlerden. Aktütün saldırısı onu da derinden sarstı. Vasiyeti isyanını gözler önüne seriyor.
17 vatan evladını şehit verdiğimiz Aktütün saldırısı hepimizi derinden sarstı. Tıpkı o bölgede yıllarca görev yapan Erdal Sarızeybek de olduğu gibi..

Hainlere karşı kelle koltukta savaşan komutanın isyanı büyüktü. Terör örgütünün bir türlü önlenemeyen saldırılarına karşı tepkisini açıkladığı vasiyetiyle dile getirdi. Sarızeybek Aktütün'e gömülmek istiyor.
 

Emekli Albay Erdal Sarızeybek, Aktütün Karakolu’na 1992’de yapılan ilk saldırıda, Şemdinli Hudut Tabur Komutanı idi. Erdal Sarızeybek dinleyenleri sarsacak vasiyetini Odatv'ye açıkladı.

İşte Türkiye’nin, “Aktütün Karakolu neden korunamıyor” sorusunu tartıştığı bugünlerde, Erdal Sarızeybek’in isyanını ortaya koyduğu vasiyeti:

YÜREK SIZLATAN VASİYET

“Ben söylüyorum vasiyetimi; ben öldüğüm zaman beni Konur Vadisi’ne gömeceksiniz. Gömeceksiniz ki devlet, o toprağın kendi toprağı olduğunu anlasın. Eğer halkını korumayacaksa bu devlet, hiç değilse emekli albayının mezarını korusun. Mezarını korumak için oraya gelsin ki oradaki halkı da korusun. Toprağımızı korusun. Düşününüz bir devletsiniz siz, diyorsunuz ki NATO’nun en büyük ordusuna, ikinci ordusuna sahibiz diyorsunuz, bir Aktütün köyünü koruyamıyorsunuz. O zaman siz devlet değilsiniz.”
October 29

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN TÜRKİYEM

. Demokrasiye bağlıyız çüki biz ATATÜRK CUMHURİYETCİSİYİZ...
. Bu ülkede herkez eşit ve eşit haklara sahibiz çünki biz ; ATATÜRK'ÜN HALKÇILIK    İLKESİNE BAĞLIYIZ...
. Evet dindarız ve müslümanız dinle devlet işlerini ayırıyoruz yobazların elinde oyuncak olmasın diye Çünkü biz ; ATATÜRK'ÜN LAİKLİK İLKESİNE BAĞLIYIZ...
. Biz modern bir ülke olmalıyız bu uğurda ilerlemeliyiz tam bağımsızlık parolasındayız çünkü biz ATATÜRK DEVRİMLERİNE BAĞLIYIZ İLELEBET ONUN YOLUNDAYIZ...
. Biz bağımsızlığımızdan ödün vermeyiz alt kimlik üst kimlik yolunda ilerlemeyiz biz ulus devletiz çün ki biz ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE BAĞLI BİR MİLLETİZ...
. Evet DEVLETÇİYİZ ülkenin paha biçilmez yerlerini emperyalistlerin eline geçmesine ülke ekonomisini yabancıların eline geçmesine karşıyız çünkü biz; ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK ANLAYIŞIYLA YOĞRULDUK................

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE....
October 28

Konuşulan konu KARMAKARIŞIK DUYGULAR

 

Alıntı

KARMAKARIŞIK DUYGULAR
i237431484_23586_5llllllllllllllllllllllllllll
seni seviyorum diyorum defalarca, ama... sen halen beni sorguluyorsun. farkındamısın yoksa masuscuktan mı yapıyorsun, ya kızım sen aptalmısın...
körkütük bağlandım sana, yüreğim mahkum oldu sana, birtürlü kavrayamıyorsun sen ne istiyorsun, uç git yüreğimden sabretmek boşuna...
bak bugün bir melek geldi. seni görünce içi acıdı onunda(güzel bir bayan)ah ah çekti gitti yanımdan
böyle mutlulugun adı batsın ya çekilmiyor hayat, güzel bir hayat diledim nedir bu allahım, bu cefa bu eza çok görme ne olursun mutluluğu...
bulutların üstünde dolaşmak isterdim, bu sıkıntılardan uzaklara gitmek isterdim ama her geçen gün bir delhiz gibi içine doğru çekiyor beni...
karanlık bulutlar üzerindeyim şimdi, sanki dileklerim boşuna, hislerim karamsar ,saklambaç oynayan çocuklar gibiyiz ama kimkime sobeledi birtürlü karar veremiyoruz....çocuk değiliz artık farkında mısın?.
bak!!! zaman ne çabuk geçti, vefasız ne oldu şimdi? çokmu mutlu olacaksın, zannediyormusunki. mutlulugu yakaladın, kaybolmuşsun, sende ıssız denizlerde bir zavallı gibisin...
körkütük sarhoş oldum unuttum bak seni. seni, seni, seni...
hatırlamıyorum artık sensizliği...
tuhaf ama sen varsın şimdi yanımda, hatırlamıyordum hani yoktun yanımda...
unutmuştum hani seni, ne olur allahim unutayım, unutayım, unutayım, unutayım...
düş gördüm...
daldım sayfalara...
bakışlarım herzaman kinden kararlıydı bugün...
ısrarcı olmak hayal kırıklığıydı karşımdaki insan beni anlamıyordu...ne kadar aptalmışım meğer, kaybolmuşum, ben benden çıkmışım...
kapıldım dediğim insanı tanıyamıyordum,meğer hiç tanıyamamışım...
sorular sorular sorular...içinde boğulmuşum inanamıyorum... yanılmışım
karmaşalar,zor zamanlar
ne bileyim bilmemki nasıl olabilirler ama
uzak kalmak çok güzeldi ya hemde çok güzeldi
yeni bir sayfa yeni bir hayat bir başlangıç duygu fırtınası
yeni bir insan yeni aşklar sevgiler
olabilirmi hayal kırıklıkları birdaha tahammül edebilirmiyim aynısına
sevebilirmiyim birdaha
sorular sorular sorular
bilmek lazım değilmidir ki paylaşmak
sevgi kutsal değilmi
aşk bir heyecan değilmi
bunlar olmadan olmaz değilmi
evet başlamak lazım artık döndüm yanlışlarımdan kaybolmuşluklarımdan sevgilere aşklara merhaba demeye hayata merhaba demeye döndüm artık

BU HAFTA SONU SİNEMAYA GİTMELİ VE NEFES FİLMİNİ İZLEMELİ BENDEN SÖYLEMESİ

Nefes: Vatan Sağolsun (Nefes: Vatan Sağolsun)

Reklam yönetmeni Levent Semerci, sinemada şansını denediği bu ilk filminde bir askerlik hikayesi anlatıyor.

Nefes: Vatan Sağolsun

Nefes: Vatan Sağolsun

Yönetmen :Levent Semerci

Oyuncular : Akan Atakan, Barış Bağcı, Barış Aydın, Cüneyt Deniz

Tür : Aksiyon

Yapım : Türkiye, 2009

“Nefes” Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesi’ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikâyesini anlatıyor. Buz gibi sulardan geçtiler, tepelere tırmanıp, yamaçlardan indiler… Güneşte kavruldular, iki gün iki gece… Ellerinde tüfekleri… Sırtlarında evleri… yüreklerinde sevdikleriyle. Sınır nedir, neresidir bilmezdi çoğu… Emir almadıkları, emir de vermedikleri bir hayattan, her şeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde sınırları da gördüler… Mevzilerde beklediler… Korudukları telsizden analarıyla, babalarıyla, sevgilileriyle görüşebilmek için telefon sırası beklediler… Kendilerini neyin beklediğini bilmeden günlerce, aylarca beklediler Karabal Tepe’de…

October 26

ATATÜRK'ÜN SÖZLERİ (UMARIM DÜŞÜNMENİZDE VE YOLUNUZU BULMANIZDA YARDIMCI OLUR ÇÜNKÜ ÜLKEMİZİN GİDİŞATI İYİ YOLDA DEĞİL)


ATATÜRK'ÜN SÖZLERİ

Bütün ümidim gençliktedir.

Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.

Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.  

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

"...bu ulusa ve ülkeye hizmet görevi bitmeyecektir."

Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik"ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir...

Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.

Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.

Ne mutlu Türküm diyene!

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız. 

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneği kazanmamıştır.

"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir..."

"Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır."

Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.

Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur.

Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

İstiklal, istikbal, hürriyet, herşey adaletle kaimdir!

Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.

Öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.

Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.

Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruat.

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.

Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.

Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.

Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini inceleme ile, gayret ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki, her şeye rağmen içimizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.

Bizim milletimiz vatanı için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu kanıtladı. Milletimiz, yaptığı devrimlerin kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu erdemler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.

Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır. 

Adımlarını, attığımız uygarlık ve yenilik adımlarına uydurmak istemeyenler ne talihsizdirler! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklarını ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara uğramalarından başka bir sonuç vermeyeceğine şimdiden emin olabilirler. 

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Yurtta sulh, cihanda sulh.

Türk milletinin istidadı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.

Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.

Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır.

Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.

Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Basın milletin müşterek sesidir. Başlıbaşına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.

Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir.

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.

Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez.

Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.

Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.

Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir.

Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.  

Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım.

Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.

Memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.

Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.

Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.

Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır.

Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.

Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır.

Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.  

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir.

Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.

Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.

Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. 


Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur' an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.  


Tam bağımsızlık, ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat ışıklarında bağımsızlık felç olur. 


Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz.


Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.


Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir.


Egemenlik verilmez, alınır.


Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.


Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.


Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.


Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.


Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.


Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.


"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."


"Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır."


"Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür."


"Türk milleti güzel her şeyi her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde taktir ettiği bir şey varsa o da kahramanlıktır."


"Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakar bir halktır."


"Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir."


"Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz."


"Büyük şeyleri büyük milletler yapar."


"Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir. Milletimizde bu kabiliyet ve tekamül var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı."


"Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı ben hiç birşey yapamazdım."


"Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur."


"Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur."


"Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir."


"Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millettir."


İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!


"Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim."


"Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır."


"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir."


"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

October 14

DAMAR MÜZİKLER/ARABESK/SÜPER SLOWLAR BURDA MÜZİK DİNLEME KEYFİNİ YAKALAYIN

 

rapsodimice
October 12

VATAN BÖLÜNMEZ

 öyle kahpeler öyle köpekler türemişki ülkemde sinsi sinsi kuyusunu kazıyorlar ne durumlara düştük biz ne oluyor bize böyle köpeklerin havlamalarından pıstık kaldık TÜRK saklanırmı bir taşın arkasına TÜRK kavgadan kaçarmı ingiliz entrikalarıyla başa gelmiştik hani biz 7 cihana hükmetmiştik biz çinlilere kafa tutmuştuk ne oldu bize ne oludu ki bugün ki amerikan mandacılarının elinde oyuncak olduk medeniyetler denen tek dişi kalmış canavarın kuklası olduk tarihinden dersler çıkartamayan hiç bir ülke yaşayamamıştır
kan uykusu-TÜRKİYE
Yükleyen ihsancelep. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

TRT'NIN YENI FREKANS BILGILERI

TRT'NIN YENI FREKANS BILGILERI :

 BATI FREKANS 11919 V 24444 3/4
TRT 1 TRT 2 TRT 3 / TRT GAP TRT 4 /TRT COCUK TRT TÜRK
TRT YENI PAKET FREKANSI (DOĞU): 11096 H 30000 5/6
TRT 1 TRT 2 TRT AVAZ TRT 4/TRT COCUK TRT TÜRK TRT MÜZIK TRT TURIZM ve BELGESEL

ermeni vahşeti ve türkiye ile anlaşması

 
Armenian Bloodbath ( Hocalı Katliamı )
Yükleyen kervancibasi. - Son dakika haberler

Türkiye Ermenistan, Türkiye Ermenistan anlaşması, Türkiye Ermenistan sorunu, Türkiye Ermenistan protokolü, Türkiye Ermenistan kriziTürkiye yukardaki görüntüleri unutup azerbaycanlı kardeşlerimizin soykırıma uğramasına rağmen amerikan denen emparyalist bir ülkenin kuklası olduğunu yine göstererek ermeni vahşetini gözardı ederek anlaşma imzaladı umarım tarih bunları affetmez biliyorum ki türkiyedeki sessizler ordusu bu günü hiç ama hiç unutmayacak

ERMENİ KATLİAMI

 ERMENİ PİÇLERİNİN YAPTIĞI SOYKIRIMI UNUTTUNUZ SANIRIM İZLEYİN KİMLERLE KANKİ OLDUĞUNUZU BİRDE BU VİDEO DAN İZLEYİN 100 YIL GEÇMEDİ YAKIN TARİHİN SAYFALARINDA VAR VE HALEN ORALAR İŞGAL ALTINDA
Hocalı Katliamı
Yükleyen ehlibeytgoznurum. - Yaşam, moda ve 'kendin yap' videolarına göz atın.
October 02

Goldmaster SAT FTA KANAL ARAMA

Goldmaster SAT 87000 FTA Kanal Arama




NR TV

Türksat 2A uydusunda yeni yayına
başlayan NR TV kanalı frekans bilgileri:

Uydu: Türksat 2A (42.0E)
Frekans: 12139.00
Polarizasyon:YATAY (H)
Symbol Rate: 11111
FEC : 5/6
Şifresiz, Türkçe
Yayın İçerigi:Dini içerikli

GALATASARAY


  • Dünya sıralamasında 1. sıraya yükselen İLK Türk Takımı
  • Dünya'da13 dalda Şampiyon olmus tek Türk Takımı!!!
  • Devlet üstün hizmet madalyası alan İLK Takım
  • UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk Takımı
  • Üç yıldızı alan İLK takım
  • Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
  • Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa'yı temsil eden İLK ve TEK Türk Takımı
  • Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e yükselen İLK Türk Takımı
  • Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Yarı Final oynayan İLK ve TEK Türk takımı
  • İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK Türk Takımı (1908-1909)
  • Yurt dışında galibiyet alan İLK Türk Takımı (1911)
  • Yurt dışında maç yapan İLK Türk Takımı (1911)
  • Şampiyonlar Ligi'ne katılan İLK Türk Takımı
  • Avrupa'da, UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK Takım
  • Balkanlar'da UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK Takım
  • Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk Takımı (20 kez)
  • UEFA Kupası'nı kazanan İLK ve TEK Türk Takımı
  • Süper Kupa'yı kazanan İlk ve Tek Türk Takımı
  • İnternet sitesine sahip İLK Türk Takımı
  • Bir İspanyol takımını deplasmanda yenen İLK Türk Takımı (Real Mallorca - Galatasaray: 1-4)
  • Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk Takımı (Milan ve Bologna)
  • Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk Takımı (Leeds United ve Arsenal)
  • Türkiye 1. Ligi'ni namağlup bitiren İLK Takım (1985-86)
  • Profesyonel ligde EN fazla aralıksız şampiyon olan Takım (4 kez üst üste)
  • Profesyonel ligde yerli hocayla EN çok şampiyon olan Takım (8 kez)
  • EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolculara sahip olan Takım (Hakan Şükür ve Bülent Korkmaz 8 kez, Suat Kaya ve Arif Erdem 7 kez)
  • Bir sezonda EN fazla Avrupa kupası maçı yapan Takım (17 maç)
  • Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'ne EN fazla katılan Takım (10 kez)
  • Türkiye Kupası'nı EN fazla kazanan Takım (14 kez)
  • Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı EN fazla kazanan Takım (10 kez)
  • Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan Takım (17 maç 34 puan)
  • Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan Türk Takımı (9 kez)
  • Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan Türk Takımı (29 gol)
  • Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen Takım (40 kez)
  • Bir sezonda EN fazla maç yapan Takım (58 kez)
  • Avrupa kupalarında EN çok tur atlayan TEK Türk Takımı
  • Avrupa kupalarında EN fazla maç yapan TEK Türk Takımı (17 maç)
  • Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan Takım (1962-1963 sezonu 105 gol)
  • Avrupa kupalarında EN çok gol atan Türk Takımı
    Teşekkürler GALATASARAY! Teşekkürler gurur veren bu tablonun yaratılmasında emeği geçen herkese...
September 27

SEVR ANTLAŞMASI

SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

I. TBMM'nin açılması ve Anadolu harekatının güçlenmesi üzerine İstanbul hükümeti ve itilaf devletleri hemen bir barış anlaşması imzalayıp Anadolu harekatını sona erdirmek istediler. Üstelik I. Dünya Savaşından sonra itilaf devletleri topraklarını paylaşma konusunda uzlaşamadıklarından Osmanlı devletiyle anlaşma yapmayı geciktirmişlerdi. Anadolu harekatının güçlenmesi üzerine kendi aralarındaki anlaşmazlıkları bir tarafa bırakarak SANREMO'da bir konferans toplandı. Osmanlı Devleti adına Tevfık Paşa San Remo konferansına katıldı. Ancak antlaşmanın şartlarını ağır bularak imzalamadı. Osmanlı devletine gözdağı vermek düşüncesi ile barış antlaşmasının çabuklaştırılması için 22 Haziran 1920'de Bursa-Uşak hattında Yunan taarruzu başlatıldı. Bunun üzerine Damat Ferit Paşa Osmanlı Parlamentosunun onayını bile almadan Sevr Antlaşmasını imzaladı.

  • Boğazlar bütün devletlerin savaş ve ticaret gemilerine açılarak, ayrı bir bütçesi ve bayrağı olan bir komisyon tarafından yönetilecekti.(İstemediğimiz bir gemiyi bile karadenize geçmesine izinvermek başkaların elinde olan bir ülke nasıl tam bağımsız ola bilir)
  • Ege bölgesinin büyük bir bölümü ve Trakya'daki Midye-Enez hattının batısında kalan topraklar Yunanistan'a verilecekti.(Ege denizinde ki nerdeyse %90 adalar yunanistanın değilmi kendi uçaklarımızı bile doğru düzgün uçuramıyoruzz buralarda)
  • Osmanlı devletinin sınırları, İstanbul çevresi ve Anadolu'nun küçük bir bölümü olacaktı.
  • Doğuda iki ayrı devlet kurulacaktı. (Kürdistan, Ermenistan)(şu anda her ikiside kurulmadımı)
  • Antalya ve Konya dahil olmak üzere İç Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü İtalyanlara verilecekti.(şu anda özelleştirme altında buralar israil,fransız,alman,italyan,ingiliz sömürge şirketlerine verilmedimi)
  • Adana, Sivas ve Malatya dolayları Fransa nüfuzuna bırakılacaktı.
  • Osmanlı devleti sınırları içerisinde bulunan Arap ülkeleri İngiliz ve Fransızlar arasında paylaştırılıp manda altına alınacaktı.
  • İç güvenliği sağlamak maksadıyla 50.000 civarında asker bulundurulacaktı.(ordumuz amerikan silahı,alman tankı, italyan zırlısı kullanmıyormu)
  • Kapitülasyonlardan bütün devletler içeriği genişletilmek suretiyle faydalanacaktı.(şu anda onlara mahkum değilmiyiz)
  • Azınlıklara Türklerden daha fazla hak verilecekti.
  • Osmanlı anlaşma koşullarına uymaz ve azınlık haklarına riayet etmezse İstanbul Türklerden alınacaktır(Ekümenlik vermekle bir ikinci vatikan yapmak istemiyorlamı)
  • Azınlıklara Türklerden daha fazla hak tanınacak Türk vatandaşlığından çıkmak koşuluyla Türklerde bu haklardan yararlanacaktı.(ermeni,rum,süryanilere daha ayrıcalıklı davranılmıyormu)
  • Osmanlı devletinin imzaladığı son anlaşma olan Sevr Anlaşması devleti fiilen sona erdirmişti.(serv anlaşmasını hayata geçirmek isteyen bir amarikan mandacıları ülkemizi yönetmiyormu)  

 

 

 

September 19

RAMAZAN BAYRAMI

TÜM DOST VE ARKADAŞLARIMIN RAMAZAN BAYRAMINI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR HAYIRLARA VESİLE OLMASINI TEMENNİ EDERİM EN TATLI VE GÜZEL GÜNLERE
September 17

tnt güncel frekans bilgileri

TNT TÜRKSAT 3/A UYDUSU FREKANS: 11804 V 24444
September 16

VATAN BÖLÜNMEZ AMA.......

vatan bölünmez ama bu zihniyetle gidilirse bir bostan tarlası bile kalmayacak elimizde,burda sen kürt,sen laz,sen gürcü sen vs. demiyoruz sen türküye cumhuriyeti vatandaşımısın diyoruz ve türklüğü böyle özdeştiriyoruz sen kalkar kürtlere ayrıcalıklı vatandaş muamelesi yaparsan benim gürcü vatandaşlarım yarin televizyon ister,benim laz kardeşlerim toprak ister,benim,arap kökenli kardeşlerim antakya devletini geri ister,benim kürt ama kırmançi lehçesi konuşanlar onlarda ayrı birşey ister,zazalar bilmem ne ister,boşnağımız bilmem ne ister ,arnavut kökenliler onlarda bir şey verelim,vs......vs ya ver ver de nereye kadar demezlermi ikiyaşındaki çocuk bile sizin zihniyetinizi anlamakta sanırım güçlük çekmekte orda şehitler veriyorken sen kalkıp açılım devam edecek demek onların yerdeki kanına basmak demek değilmi,sen askere kurşun sıkanlarla aynı masaya oturmam derken buğun aynı masayı aynı zihniyeti paylaşıyorsun,buğun bu 360 derece dönmeni yarin kimlere anlatabileceksin
 
Türklük bir partinin malı değildir türk olan herkez de bu vatanın bölünmesine izin vermez kurtuluş savaşı bunun sembolüdür gerekirse yine aynı canı,kanı verecek nice insan vardır...kendinden şüphe edenlerle işimiz,başkasının önünde eğilen bir başbakanımızın olmasını kim ister,bu ülkeyi ülkücüyüz naralarıyla soyanların yeride yok,dinimizi alet edip oy,para,elbise toplayanların asla yeri de yoktur biz türkler vatanını koruyan,namusuna düşkün,onurlu,gururlu ve haysiyetli soylu bir milletiz şerfimizle ölürüz gurursuzluk asla ve asla yeri yoktur
 
günümüzde ise vatanını,üc kuruşa satan insanlar yönetiyor vay halimize yazık ki yazık.......
 
Düne kadar beğenmeyen terk etsin diyenler şimdi bölücülerle el ele kolkola ülkenin yapıtaşlarıyla oynuyorlar Türkçe mizi arapçaya,fransızcaya,ingilizceye,farsçaya kaptıranlar avrupanın medeniyetiyle yoğrulanlar onların anlamsız hiçbirşeye benzemeyen yozlaşmış örf ve ananeleriyle yoğrulanlar şimdi de ülkemizin( vatanımızın )toprakları için müzakere etmeye çalışıyor(İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.) amerikan mandacıları hortladı diyebiliriz yıllarca ülkemizi yöneten hükümetler amerikan güdümünden birtürlü ayrılamadı ordumuz güçlü demek için bile acabalarla mücadele ediyoruz  çünkü %80 amerikan yansanayisine ihtiyaç duymakta olan bir ordu sanırım güclü demek biraz abes olur yada geçmişe dönersek almanlarla yaşadığımız leopar tanklarının güneydoğu daki operasyonlarda kullanılmasına almanyanın izin vermeyişini buna örnek gösterebiliriz günümüzde ise doğu sınırlarımızdaki terör olayları na anlık görüntüyü amerikan casus uçaklarından amerikan uydularından sağlamak sanırım ordumuzun büyüklüğünü biraz tereddütte bırakıyor ben burda ordumuzu küçümsemiyorum bilhakis ordumuzu bu duruma düşüren amerikancı zihniyetlere artık dur diyelim yoksa bir kuveyt yada bir ırak olmak an meselesi kendi bölgemizde etkin bir ülke olduğumuz söyleniyor oysa ki azerbaycan,ırak,gürcüstan,suriye,iran,bulgaristan ve en önemlisi kıbrıs buralarda dahi söz sahibi olamıyoruz ve büyük ülke olmaktan bahsetmekteyiz bırakın kardeşim bizden bir yoğurt kasesi bile olmaz acı gerçeklerele yaşamayı öğrendik kendimizi kandırmaktan başka bir iş yapmıyoruz...Japonya kadar bile olamıyoruz nüfuslarına bakın adamların üzerinden iki atambombası atıldı ve bizden daha dirençli insanlar topluluğu oldular oysa ki türk tarihine bakarsanız çinlilerle ne amansız bir yarış içinde olduğumuzu ve onları nasıl sindirdiğimizi tarih sayfaları göstermektedir oysaki günümüzde o ihtişamlı toplulugun torunları çinlilerin kölesi olmuş anadolu türkleri ise AMERİKAN mandacılarının elinde oyuncak olmuş yaşam savaşı vermektedirler yazık tek kelime yazık
 
Bu gün  ülkemizde ki açılım furyasına bir bakmak lazım,
yaklaşık 70 in üzerinde doğu milletvekili var peki bunların geçmişlerini hiç araştırdınız mı sanırım araştırmadınız
peki soruyorum size türk tarihinde kadınlar bir ülkeyi yıka bilir mi diye sorsalardı siz ne derdiniz tarih sayfalarına bakarsanız ve göktürk hanedanlığında ki olayları iyi analiz ederseniz bir kadın ülkeyi ikiye ayırır,zayıflatır ve yok olmasına zemin hazırlar evet tarih sayfalarına bakınız türkler daima bölünmüş sonrada birer birer yabancı hükümdarlıkların altına yerleşmişleridir
 
Bunlarıda nerden çıkardınız şimdi konuyla ne alakası vardiyen zihniyete götürk tarihini okumalarını istiyorum
 
 
sonuç olarak vatan bölünmez buna yürekten inanıyorum ama çok başımızın ağrıyacağı aşikar,ülkemizi atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda gelecek yönetimler  ancak iyi bir yere getirir
yoksa kimisi dinden medet umarak,kimisi milliyetçiyim diye ğeçinerek bu ülke düzlüğe çıkmaz kürçülük zihniyetiylede bu ülke kolay kolay bölünmez
 
 

ihsancelep

mice.icelep@hotmail.com

Video

 
SEZEN AKSU-SIZI( icelep) YAŞAMAK ONLARIN EN DOĞAL HAKKI
Yükleyen ihsancelep. - Music videos, artist interviews, concerts and more.
 
Boraboy gölü-celine dion made in ihsancelep
Yükleyen ihsancelep. - See the latest featured music videos.
PaylaşPaylaş